SiNa
14.10.2010, 12:57
"Sizden önce gelenlerin durumu sizin başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi zannettiniz? Onların başına öyle ezici sıkıntılar ve katlanılmaz darlıklar geldi ki ve öylesine sarsıldılar ki, müminlerle birlikte Elçi de: "Allah'ın yardımı ne zaman gelecek?" diye feryat ediyordu. Gözünüzü açın, Allah'ın yardımı (daima) yakındır!"
[B]http://www.milligazete.com.tr/dosyalar/haberler/2010/10/13/179233/allah-in-yardimi-daima-yakindir-medium-0.jpg
Hz. Peygamber (sav) şöyle buyuruyor: "Allah yolunda, hiç kimsenin görmediği eziyetlere katlandım. Benim düştüğüm dehşetli hallere hiç bir kimse düşmemiştir. Öyle zamanlar oldu ki üzerimizden otuz gün otuz gece geçtiği halde ne Bilal ve ne de ben, onun koltuğu altında sakladığı az bir yiyecek dışında canlıların yiyebileceği hiç bir şey bulamadık." [İbn Mace]
'Ey Amca! Yokluğunu ne çabuk hissettirdin'
Ebu Tâlib vefat ettiği zaman, bir gün Resûlullah'ın yolunu Kureyş'in ahmaklarından birisi kesti ve peygamberin üzerine toprak attı. Hz. Peygamber böylece evine döndü.
Kızlarından biri yüzündeki toprağı hem siliyor, hem de ağlıyordu. Hz. Peygamber de
'Ağlama kızım, kesinlikle Allah senin babanı koruyacaktır' dedi. Ebu Tâlib ölünceye kadar, Kureyşliler Hz. Peygamber'e dokunamadılar. Ancak onun ölümünden sonra Hz. Peygamber'e hakaret ve işkence etmeye başladılar! [Bidaye]
Ebu Tâlib vefat ettikten sonra Hz. Peygamber'e şiddet gösterildi ve Hz. Peygamber, Ebu Tâlib'in ölümünden sonra 'Ey amcam! Senin ayrılığın ne süratli bir şekilde bana kendisini hissettirdi' dedi. [Ebu Hureyre'nin rivayeti]
Sevgililer Sevgilisinin üzerine pislik döktüler...
Abdullah bin Mes'ud şöyle anlatıyor: Bir gün Hz. Peygamber namaz kılarken, Ebu Cehil bin Hişam, Rabia'nın oğulları Utbe ve Şeybe, Ukbe bin Ebî Muayt, Ümeyye bin Halef ve iki kişi -ki hepsi yedi kişiydi- Hicr'de oturuyorlardı. Peygamber secdeye vardı ve secdeyi çok uzattı.
Ebu Cehil: "Hanginiz gidip de falan evde kesilen devenin işkembesini bize getirir ve onu Muhammed'in üzerine koyar?" dedi. Onların en şakisi olan Ukbe bin Ebî Muayt gitti, işkembeyi getirdi ve Resûlullah'ın omuzlarına attı. Peygamber daha secde halindeydi. Ben de orada bulunuyordum. Arkam olmadığı için bir kelime konuşmaya dahi gücüm yoktu.
Bir de baktım ki, Resûlullah'ın kızı Fatıma geldi ve babasının omuzlarından o işkembeyi alıp attıktan sonra Kureyş'e yönelerek onlara küfretti. Onlar Fatıma'ya bir cevab vermediler. Hz. Peygamber ise, her zaman ne kadar secdede kalıyorsa, yine o kadar kaldıktan sonra başını kaldırdı ve namazını bitirdikten sonra üç defa: "Ey Allah'ım, Kureyş'i sana havale ettim. Allah'ım, Utbe'nin, Ebu Cehil'in, Şeybe ve Ukbe'nin hakkından gel" dedi.
Sonra Hz. Peygamber mescidden çıktı. Bastonuna dayanıp yürüyen Ebu'l-Buhteri ile karşılaştı. O, Peygamber'i gördüğünde Peygamber'in yüzünün solgunluğunu fark etti ve
"Niçin böyle oldun?" diye sordu.
Hz. Peygamber: "Benim yakamı bırak da gideyim" dedi. Ebu'l-Buhterî: "Allah'a yemin ederim ki, ya bu hadiseyi bana söylersin yahut da yakanı bırakmam. Çünkü senin başına bir şey gelmiş" dedi. Hz. Peygamber, baktı ki Ebu'l-Buhterî ısrar ediyor, ona olayı anlattı.
Bunun üzerine Ebu'l-Buhterî: "Gel, mescide gidelim!" dedi. Hz. Peygamber'le Buhterî mescide yöneldiler. Sonra Ebu'l-Buhterî, Ebu Cehil'in yanına giderek: "Ey Ebel Hakem! Sen misin, Muhammed'in üzerine işkembe atılmasını emreden?" dedi. Ebu Cehil buna "Evet" diye cevap verdi.
Ebu'l-Buhterî bastonunu kaldırdı. Ebu Cehil'in kafasına vurdu. Bunun üzerine herkes birbirine girdi. Bunu gören Ebu Cehil: 'Allah hayrınızı versin. Ben Ebu'l-Buhterî'nin vurduğu bastonun intikamını almaktan vazgeçiyorum. Muhammed'in maksadı bizim aramıza düşmanlık sokmaktır ki, o ve arkadaşları kurtulsunlar!" diye bağırdı. [Buhari, Müslim, Tirmizi, Heysemi]
'Peygamberinin başını yarmış, dişlerini kırmış bir kavim'
Uhud gününde Peygamber'in hem bir azı dişi kırılmış, hem de mübarek başı yarılmıştı. Hem yüzündeki kanı siliyor hem de: "Acaba Peygamber'in başını yarmış, dişlerini kırmış bir kavim nasıl iflah olacaktır? Hem de peygamberleri onları Allah'a davet ediyorken" diyordu.
Bunun üzerine "Onların işinden hiç bir şey sana ait değildir. Allah isterse onları affeder, isterse -zalim oldukları için- onları azaplandırır" [Al-i İmran: 3/128] ayeti nazil oldu. [Buhari, Müslim, Tirmizi]
Kanı, Resulullah'ın kanına karışmıştı
Uhud gününde Hz. Peygamber'in yüzü yarıldı. Malik bin Sinan Resûlullah'ın önüne geldi, Peygamber'in yarasından akan kanları emdi, sonra da yuttu. Hz. Peygamber "Kim ki kanım kanına karışmış bir insana bakmak istiyorsa Malik bin Sinan'a baksın" buyurdu. [Buhari, Müslim]
Hz. Aişe şöyle anlatıyor: Babam, Uhud gününü hatırladığı zaman: "O günün bütün kahramanlıkları Talha'da toplanmıştı. Savaş alanını terk edenlerin, ilk döneni ben oldum.
Birisinin kaçmadan Allah yolunda kahramanca savaştığını gördüm. Ona: "Senin Talha olmanı temenni ederim. Yazık ki ben sebat etme üstünlüğünü kaçırdım. Hiç olmazsa bunu elinde tutan adam benim akrabalarımdan biri olsun" dedim. O sırada benimle müşrikler arasında tanıyamadığım bir adam vardı. Hz. Peygamber'e ben ondan daha yakındım. Benim ilerleyemediğim bir hızla ilerliyordu.
Bana yaklaştığında Ebu Ubeyde bin el-Cerrah olduğunu fark ettim. Hz. Peygamber'in yanına vardığımızda, azı dişinin kırıldığını, yanağından yaralandığını ve başındaki miğferden iki halkanın yanağına saplandığını gördük. Hz. Peygamber -Tâlha'yı kastederek-
"Gidin arkadaşınıza bakın" dediyse de onu dinlemeyip halkayı yanağından çekmek için, ona doğru ilerledim. Fakat Ebu Ubeyde bana yemin verdirerek, bu işi kendisine bırakmamı istedi. Bunun üzerine Ebu Ubeyde ilerledi ve onu incitmemek için dişleriyle halkaları çekmeye başladı. Fakat birinci halkayı çekerken ön dişlerinden bir tanesi söküldü: Ben bunu görünce diğer halkayı çekmek için bir daha davrandım.
Fakat yapmamam için Ebu Ubeyde bana bir daha yemin verdirdi. Bunun üzerine Ebu Ubeyde dişleriyle ikinci halkayı da çekti ve bir dişi daha söküldü. Ebu Ubeyde, ön dişleri düşük olanların -inanın ki en sevimlisiydi. Hz. Peygamber'in yarasını temizledikten sonra Talha'nın yanına gittik. Onu bir çukurda bularak tedavisini yapmaya başladık. Yetmiş küsur yerinden yaralanmıştı. Bir parmağı da kesilmişti" derdi. [İbn Sa'd]
[B]http://www.milligazete.com.tr/dosyalar/haberler/2010/10/13/179233/allah-in-yardimi-daima-yakindir-medium-0.jpg
Hz. Peygamber (sav) şöyle buyuruyor: "Allah yolunda, hiç kimsenin görmediği eziyetlere katlandım. Benim düştüğüm dehşetli hallere hiç bir kimse düşmemiştir. Öyle zamanlar oldu ki üzerimizden otuz gün otuz gece geçtiği halde ne Bilal ve ne de ben, onun koltuğu altında sakladığı az bir yiyecek dışında canlıların yiyebileceği hiç bir şey bulamadık." [İbn Mace]
'Ey Amca! Yokluğunu ne çabuk hissettirdin'
Ebu Tâlib vefat ettiği zaman, bir gün Resûlullah'ın yolunu Kureyş'in ahmaklarından birisi kesti ve peygamberin üzerine toprak attı. Hz. Peygamber böylece evine döndü.
Kızlarından biri yüzündeki toprağı hem siliyor, hem de ağlıyordu. Hz. Peygamber de
'Ağlama kızım, kesinlikle Allah senin babanı koruyacaktır' dedi. Ebu Tâlib ölünceye kadar, Kureyşliler Hz. Peygamber'e dokunamadılar. Ancak onun ölümünden sonra Hz. Peygamber'e hakaret ve işkence etmeye başladılar! [Bidaye]
Ebu Tâlib vefat ettikten sonra Hz. Peygamber'e şiddet gösterildi ve Hz. Peygamber, Ebu Tâlib'in ölümünden sonra 'Ey amcam! Senin ayrılığın ne süratli bir şekilde bana kendisini hissettirdi' dedi. [Ebu Hureyre'nin rivayeti]
Sevgililer Sevgilisinin üzerine pislik döktüler...
Abdullah bin Mes'ud şöyle anlatıyor: Bir gün Hz. Peygamber namaz kılarken, Ebu Cehil bin Hişam, Rabia'nın oğulları Utbe ve Şeybe, Ukbe bin Ebî Muayt, Ümeyye bin Halef ve iki kişi -ki hepsi yedi kişiydi- Hicr'de oturuyorlardı. Peygamber secdeye vardı ve secdeyi çok uzattı.
Ebu Cehil: "Hanginiz gidip de falan evde kesilen devenin işkembesini bize getirir ve onu Muhammed'in üzerine koyar?" dedi. Onların en şakisi olan Ukbe bin Ebî Muayt gitti, işkembeyi getirdi ve Resûlullah'ın omuzlarına attı. Peygamber daha secde halindeydi. Ben de orada bulunuyordum. Arkam olmadığı için bir kelime konuşmaya dahi gücüm yoktu.
Bir de baktım ki, Resûlullah'ın kızı Fatıma geldi ve babasının omuzlarından o işkembeyi alıp attıktan sonra Kureyş'e yönelerek onlara küfretti. Onlar Fatıma'ya bir cevab vermediler. Hz. Peygamber ise, her zaman ne kadar secdede kalıyorsa, yine o kadar kaldıktan sonra başını kaldırdı ve namazını bitirdikten sonra üç defa: "Ey Allah'ım, Kureyş'i sana havale ettim. Allah'ım, Utbe'nin, Ebu Cehil'in, Şeybe ve Ukbe'nin hakkından gel" dedi.
Sonra Hz. Peygamber mescidden çıktı. Bastonuna dayanıp yürüyen Ebu'l-Buhteri ile karşılaştı. O, Peygamber'i gördüğünde Peygamber'in yüzünün solgunluğunu fark etti ve
"Niçin böyle oldun?" diye sordu.
Hz. Peygamber: "Benim yakamı bırak da gideyim" dedi. Ebu'l-Buhterî: "Allah'a yemin ederim ki, ya bu hadiseyi bana söylersin yahut da yakanı bırakmam. Çünkü senin başına bir şey gelmiş" dedi. Hz. Peygamber, baktı ki Ebu'l-Buhterî ısrar ediyor, ona olayı anlattı.
Bunun üzerine Ebu'l-Buhterî: "Gel, mescide gidelim!" dedi. Hz. Peygamber'le Buhterî mescide yöneldiler. Sonra Ebu'l-Buhterî, Ebu Cehil'in yanına giderek: "Ey Ebel Hakem! Sen misin, Muhammed'in üzerine işkembe atılmasını emreden?" dedi. Ebu Cehil buna "Evet" diye cevap verdi.
Ebu'l-Buhterî bastonunu kaldırdı. Ebu Cehil'in kafasına vurdu. Bunun üzerine herkes birbirine girdi. Bunu gören Ebu Cehil: 'Allah hayrınızı versin. Ben Ebu'l-Buhterî'nin vurduğu bastonun intikamını almaktan vazgeçiyorum. Muhammed'in maksadı bizim aramıza düşmanlık sokmaktır ki, o ve arkadaşları kurtulsunlar!" diye bağırdı. [Buhari, Müslim, Tirmizi, Heysemi]
'Peygamberinin başını yarmış, dişlerini kırmış bir kavim'
Uhud gününde Peygamber'in hem bir azı dişi kırılmış, hem de mübarek başı yarılmıştı. Hem yüzündeki kanı siliyor hem de: "Acaba Peygamber'in başını yarmış, dişlerini kırmış bir kavim nasıl iflah olacaktır? Hem de peygamberleri onları Allah'a davet ediyorken" diyordu.
Bunun üzerine "Onların işinden hiç bir şey sana ait değildir. Allah isterse onları affeder, isterse -zalim oldukları için- onları azaplandırır" [Al-i İmran: 3/128] ayeti nazil oldu. [Buhari, Müslim, Tirmizi]
Kanı, Resulullah'ın kanına karışmıştı
Uhud gününde Hz. Peygamber'in yüzü yarıldı. Malik bin Sinan Resûlullah'ın önüne geldi, Peygamber'in yarasından akan kanları emdi, sonra da yuttu. Hz. Peygamber "Kim ki kanım kanına karışmış bir insana bakmak istiyorsa Malik bin Sinan'a baksın" buyurdu. [Buhari, Müslim]
Hz. Aişe şöyle anlatıyor: Babam, Uhud gününü hatırladığı zaman: "O günün bütün kahramanlıkları Talha'da toplanmıştı. Savaş alanını terk edenlerin, ilk döneni ben oldum.
Birisinin kaçmadan Allah yolunda kahramanca savaştığını gördüm. Ona: "Senin Talha olmanı temenni ederim. Yazık ki ben sebat etme üstünlüğünü kaçırdım. Hiç olmazsa bunu elinde tutan adam benim akrabalarımdan biri olsun" dedim. O sırada benimle müşrikler arasında tanıyamadığım bir adam vardı. Hz. Peygamber'e ben ondan daha yakındım. Benim ilerleyemediğim bir hızla ilerliyordu.
Bana yaklaştığında Ebu Ubeyde bin el-Cerrah olduğunu fark ettim. Hz. Peygamber'in yanına vardığımızda, azı dişinin kırıldığını, yanağından yaralandığını ve başındaki miğferden iki halkanın yanağına saplandığını gördük. Hz. Peygamber -Tâlha'yı kastederek-
"Gidin arkadaşınıza bakın" dediyse de onu dinlemeyip halkayı yanağından çekmek için, ona doğru ilerledim. Fakat Ebu Ubeyde bana yemin verdirerek, bu işi kendisine bırakmamı istedi. Bunun üzerine Ebu Ubeyde ilerledi ve onu incitmemek için dişleriyle halkaları çekmeye başladı. Fakat birinci halkayı çekerken ön dişlerinden bir tanesi söküldü: Ben bunu görünce diğer halkayı çekmek için bir daha davrandım.
Fakat yapmamam için Ebu Ubeyde bana bir daha yemin verdirdi. Bunun üzerine Ebu Ubeyde dişleriyle ikinci halkayı da çekti ve bir dişi daha söküldü. Ebu Ubeyde, ön dişleri düşük olanların -inanın ki en sevimlisiydi. Hz. Peygamber'in yarasını temizledikten sonra Talha'nın yanına gittik. Onu bir çukurda bularak tedavisini yapmaya başladık. Yetmiş küsur yerinden yaralanmıştı. Bir parmağı da kesilmişti" derdi. [İbn Sa'd]