EL-RİZEVİ
17.08.2011, 00:24
Arap Yazısının Doğuşu
Arap yazısının ortaya çıkışı hakkında İslâmî kaynaklarda çok farklı ve çeşitli rivayetler mevcuttur.1 Bu bilgiler ihtilaflı olduğu gibi kesin de değildir. Merhum Nihad M. Çetin (ö. 1991) bu bilgi ve rivayetleri üç ana grupta toplamıştır.2 Birinci görüş: Yazının kaynağı tevkîfî, yani ilâhîdir. Buna göre, bütün yazıların mucidi, ilk insan ve peygamber olan Hz. Âdem'dir. Hz. Âdem, yazıları balçıklar üzerine yazmış, Nuh tufanından sonra da her kavim kendi yazısını bulup öğrenmiştir. İlk Arap yazısını öğrenen Hz. İsmail olmuştur. İkinci görüş: Arap yazısının "güney Arabistan yazısı" yahut "himyerî" yazıdan türediği şeklindedir. Yazı Güney Arabistan'dan, ticarî münasebetler sebebiyle, önce Şam bölgesine, daha sonra da Hicaz bölgesine intikal etmiştir. Üçüncü görüş ise: Arap yazısının "nabat" yazısının değişiminden elde edildiği şeklindedir.
Bugün artık ilmî araştırmalar sonucu kabul edilen görüş, Arap yazısının nabat yazısından türediği, hatta onun gelişmiş bir devamı olduğu şeklindedir.3 Nabatî yazısından Arap yazısına geçiş, IV. ve V. miladî asırda olmuş, yazının Hicaz bölgesine geçişi, Havran, Petra ve el-Ulâ üzerinden gerçekleşmiştir.4 Arap yazısı, ârâmi halkasıyla Fenike yazısına bağlanmaktadır. Arâmi yazısından nabat yazısı geliştirilmiş ve bundan da Arap yazısı doğmuştur.5
Nabat yazısından Arap yazısına geçişteki merhaleleri görme imkânı verecek kitabelerin en eskisi Ümmü'l-Cimâl (m. 250) ve en-Nemâre (m. 328) kitabeleridir. Bu kitabeler Araplara ait olduğu halde Nabat kültürünün etkisi ile nabat yazısıyla yazılmıştır.6 Bahsedilen kitabeler dikkatlice incelendiğinde, ilk devir Arap yazısının, nabat yazısı harf şekillerine yakınlığı görülebilir.
Arapça, Süryâni dili ve Yunanca olarak yazılan Zebed Kitabesi (m. 512), artık nabat yazısının Araplarca benimsendiğini, Arapça'nın da yazı dili olarak kendini göstermeye başladığının işaretidir.
İslâm'ın doğuşu sırasındaki Arap yazısı ile, Şam'ın güneydoğusunda bulunan miladî 528 tarihli Üveys kitabesi ve Şam'ın güneyinde bulunan, miladî 568 tarihli Harran kitabelerindeki yazılar arasındaki benzerlik çok ileri bir seviyededir.7
İslâm Yazısının Sanat Olarak Çeşitlenmesi
İslâm'ın ilk yıllarında yazının, kullanım sahaları ve kullanılan malzemenin tesiri ile iki ayrı tarzı doğmaya başladı. Bunlar mushaf, kitabe ve önemli vesikanın yazıldığı sert ve köşeli yazı ile günlük işlerde kullanılan yumuşak ve kavisli hatların hâkim olduğu yuvarlak karakterli yazı tarzıdır.8
Yazının asıl gelişme yolunu bulduğu yuvarlak karakterli yazının kalın kalemle yazılmış şekline kalemü'l-celîl adı verilmiştir. Esasen, o devirde her iki karakterdeki yazının kalın kalemle yazılan cinsine, bu ad verilmekte idi.9 Osmanlı mektebinde celil ismi celîye dönüşmüş ise de10 başlangıçtaki celil yazı ile Osmanlı celîsi arasında -ikisinin de kalın yazılmaları dışında- bir ilişki yoktur.
Yazı Mekke'de mekkî, Medîne'de medenî adını aldı. Hz. Ömer ve Hz. Ali hilafetleri döneminde yazı Basra ve Kûfe'de, evvela geldiği şehirlere nispeten mekkî ve medenî olarak isimlendirildi; kısa süre sonra da yazı şehirlere nispetle basrî11 ve kûfî isimlerini aldı. Başlangıcından beri, mushaf, kitabe ve önemli vesikanın tespitinde kullanılan sert ve köşeli yazı Küfe şehrinde geliştirilerek kûfî ismini aldı.12 Böylece ilk defa yuvarlak karakterli yazı ve köşeli yazı isim ve vasıf olarak kesin olarak ayrıldılar. Daha sonraları kufi yazı gelişerek muhtelif bölgelerdeki aynı karakterdeki yazıların ana ismi olmuştur.13 Kûfî yazı daha sonraları çok farklı şekillerde tasnif edilmiştir. Yapılarına göre yapılan tasnifte kûfi yazı beş kısma ayrılmıştır; 1-Basit kûfî, 2- Yapraklı kûfî, 3- Zemini süslü kûfî, 4- Örgülü kûfî, 5- Geometrik kûfî.14 Yazıldıkları bölgelere göre de kûfî yazı üç kısma ayrılmıştır; çıktığı bölge ve çevresinde yazılanlar kûfî, çıktığı bölgenin doğusunda yazılan ve farklı özellikleri bulunanına meşrik kûfîsi, yine çıktığı bölgenin batısında yazılana ise mağrip kûfîsi adı verilmiştir.15
Kaynak: Hat Sanatı, Tarih Malzeme ve Örnekler, Dr. Süleyman Berk, İSMEK Yayını
Cüneyd EMİROĞLU
Arap yazısının ortaya çıkışı hakkında İslâmî kaynaklarda çok farklı ve çeşitli rivayetler mevcuttur.1 Bu bilgiler ihtilaflı olduğu gibi kesin de değildir. Merhum Nihad M. Çetin (ö. 1991) bu bilgi ve rivayetleri üç ana grupta toplamıştır.2 Birinci görüş: Yazının kaynağı tevkîfî, yani ilâhîdir. Buna göre, bütün yazıların mucidi, ilk insan ve peygamber olan Hz. Âdem'dir. Hz. Âdem, yazıları balçıklar üzerine yazmış, Nuh tufanından sonra da her kavim kendi yazısını bulup öğrenmiştir. İlk Arap yazısını öğrenen Hz. İsmail olmuştur. İkinci görüş: Arap yazısının "güney Arabistan yazısı" yahut "himyerî" yazıdan türediği şeklindedir. Yazı Güney Arabistan'dan, ticarî münasebetler sebebiyle, önce Şam bölgesine, daha sonra da Hicaz bölgesine intikal etmiştir. Üçüncü görüş ise: Arap yazısının "nabat" yazısının değişiminden elde edildiği şeklindedir.
Bugün artık ilmî araştırmalar sonucu kabul edilen görüş, Arap yazısının nabat yazısından türediği, hatta onun gelişmiş bir devamı olduğu şeklindedir.3 Nabatî yazısından Arap yazısına geçiş, IV. ve V. miladî asırda olmuş, yazının Hicaz bölgesine geçişi, Havran, Petra ve el-Ulâ üzerinden gerçekleşmiştir.4 Arap yazısı, ârâmi halkasıyla Fenike yazısına bağlanmaktadır. Arâmi yazısından nabat yazısı geliştirilmiş ve bundan da Arap yazısı doğmuştur.5
Nabat yazısından Arap yazısına geçişteki merhaleleri görme imkânı verecek kitabelerin en eskisi Ümmü'l-Cimâl (m. 250) ve en-Nemâre (m. 328) kitabeleridir. Bu kitabeler Araplara ait olduğu halde Nabat kültürünün etkisi ile nabat yazısıyla yazılmıştır.6 Bahsedilen kitabeler dikkatlice incelendiğinde, ilk devir Arap yazısının, nabat yazısı harf şekillerine yakınlığı görülebilir.
Arapça, Süryâni dili ve Yunanca olarak yazılan Zebed Kitabesi (m. 512), artık nabat yazısının Araplarca benimsendiğini, Arapça'nın da yazı dili olarak kendini göstermeye başladığının işaretidir.
İslâm'ın doğuşu sırasındaki Arap yazısı ile, Şam'ın güneydoğusunda bulunan miladî 528 tarihli Üveys kitabesi ve Şam'ın güneyinde bulunan, miladî 568 tarihli Harran kitabelerindeki yazılar arasındaki benzerlik çok ileri bir seviyededir.7
İslâm Yazısının Sanat Olarak Çeşitlenmesi
İslâm'ın ilk yıllarında yazının, kullanım sahaları ve kullanılan malzemenin tesiri ile iki ayrı tarzı doğmaya başladı. Bunlar mushaf, kitabe ve önemli vesikanın yazıldığı sert ve köşeli yazı ile günlük işlerde kullanılan yumuşak ve kavisli hatların hâkim olduğu yuvarlak karakterli yazı tarzıdır.8
Yazının asıl gelişme yolunu bulduğu yuvarlak karakterli yazının kalın kalemle yazılmış şekline kalemü'l-celîl adı verilmiştir. Esasen, o devirde her iki karakterdeki yazının kalın kalemle yazılan cinsine, bu ad verilmekte idi.9 Osmanlı mektebinde celil ismi celîye dönüşmüş ise de10 başlangıçtaki celil yazı ile Osmanlı celîsi arasında -ikisinin de kalın yazılmaları dışında- bir ilişki yoktur.
Yazı Mekke'de mekkî, Medîne'de medenî adını aldı. Hz. Ömer ve Hz. Ali hilafetleri döneminde yazı Basra ve Kûfe'de, evvela geldiği şehirlere nispeten mekkî ve medenî olarak isimlendirildi; kısa süre sonra da yazı şehirlere nispetle basrî11 ve kûfî isimlerini aldı. Başlangıcından beri, mushaf, kitabe ve önemli vesikanın tespitinde kullanılan sert ve köşeli yazı Küfe şehrinde geliştirilerek kûfî ismini aldı.12 Böylece ilk defa yuvarlak karakterli yazı ve köşeli yazı isim ve vasıf olarak kesin olarak ayrıldılar. Daha sonraları kufi yazı gelişerek muhtelif bölgelerdeki aynı karakterdeki yazıların ana ismi olmuştur.13 Kûfî yazı daha sonraları çok farklı şekillerde tasnif edilmiştir. Yapılarına göre yapılan tasnifte kûfi yazı beş kısma ayrılmıştır; 1-Basit kûfî, 2- Yapraklı kûfî, 3- Zemini süslü kûfî, 4- Örgülü kûfî, 5- Geometrik kûfî.14 Yazıldıkları bölgelere göre de kûfî yazı üç kısma ayrılmıştır; çıktığı bölge ve çevresinde yazılanlar kûfî, çıktığı bölgenin doğusunda yazılan ve farklı özellikleri bulunanına meşrik kûfîsi, yine çıktığı bölgenin batısında yazılana ise mağrip kûfîsi adı verilmiştir.15
Kaynak: Hat Sanatı, Tarih Malzeme ve Örnekler, Dr. Süleyman Berk, İSMEK Yayını
Cüneyd EMİROĞLU