PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Cuma NamazInIn sonrasInIda kIlmak hakkInda



safahat
02.07.2007, 00:27
Mehmet Şevket Eygi
29.06.2007

Cuma NamazInIn sonrasInIda kIlmak hakkInda


BEYAZ Türklerin, yani islamî uygulaması olmayanların, hatta zaman zaman İslam’a açık veya sinsince saldıranların yayınladığı bir dergide, modern bir imam ile yapılmış bir röportajı okudum. Beyaz Türklerin dikkatini çeken bu din görevlisi “Cuma namazının iki rekat farzından sonra başka namaz kılınmaz, şahsen ben kılmam, çünkü dinde böyle bir şey yoktur” diyordu.

Sıradan bir cami hocasının mutlak müctehid gibi konuşması garibime gitti.

Son devrin büyük din alimlerinden merhum Ömer Nasuhi Bilmen hazretlerinin BÜYÜK İSLAM İLMİHALİ adındaki gayet muteber ve güvenilir kitabını (Bilmen Yayınevi, 1985 baskısı) aldım ve Cuma namazı ile ilgili kısmını (s. 161) açtım. Şu satırlar yazılı idi:

“Cuma namazının vakti tam öğle namazının vaktidir. Cuma namazı için minarelerde ezan okunur, camiye gidilince evvela, aynen öğlen namazının sünneti gibi dört rekat cumanın ilk sünneti kılınır.

Sonra cami içinde bir ezan daha okunup minberde cemaate karşı bir hutbe okunur.

Bu hutbeden sonra kamet okunarak cumanın iki rekat farzı cemaatle cehren (sesli olarak) kılınır.

Bu farzdan sonra, yine öğlenin ilk dört rekat sünneti gibi cumanın son sünneti dört rekat olarak kılınır.

Bundan sonra da “Zuhr-i âhir” adıyla dört rekat daha namaz kılınır ki, buna dair ileride bilgi verilecektir.

Bunu takiben “sünnet-i vakit” niyetiyle aynen sabah namazının sünneti gibi iki rekat namaz daha kılınır.”

Merhum Ömer Nasuhi Bilmen hocaefendi, ilmihalinin 164’üncü sayfasında Cuma namazından sonra niçin dört rekat zuhr-i âhir namazı kılınması gerektiği hakkında şöyle diyor.

“Velhasıl, bu suretle kılınması ihtiyata uygun olduğundan, ulemanın çoğunluğu tarafından müstahsen (iyi) görülmüştür.”

Cuma namazının farzından sonra 4 rekat sünnet, dört rekat ahir zuhur, iki rekat vakit sünneti kılmak konusunda kime tabi olacağız (uyacağız)? Beyazların dergisindeki cami imamına mı, yoksa gerçek müftü, büyük fakih, müfessir Dersiamdan Erzurumlu Ömer Nasuhi Bilmen hocaefendiye mi?

Ömer Nasuhi Bilmen 1949’da İstanbul müftüsü idi. O tarihte İstanbul Üniversitesi’nin Rektörü Ord. Prof. Dr. Sıdık Sami Onar’dı. Onar, Müftüefendi’nin “Hukuk-ı İslamiyye ve Istılahat-ı Fıkhıyye Kamusu” adlı altı ciltlik büyük eserini üniversite yayınları içinde basmıştır.

Bilmen hoca gerçek müftülerdendi. Hatta onun için müftülerin hâtemiydi diyebiliriz...

O bir ehl-i sünnet alimiydi. İcazetliydi.

Dinden ödün vermezdi.

İslamî ilimlere dair nice kıymetli eserler yazmıştır. Büyük bir tefsiri de vardır.

Evet tekrar soruyorum: Böyle büyük, mübarek, istikametli bir din hocasına mı uyalım, yoksa şu modern imama mı?

Ben kendi hesabıma şu cevabı veririm:

Dini meselelerde Ömer Nasuhi Bilmen’e uymak gerekir.

Evet, cumadan sonra sünnetler vardır, zuhr-i ahir namazı vardır. Bunları kılan kazanır, kılmayan zarar eder. Kılınmalarında hiçbir sakınca yoktur. Namaz nurdur.

Dinimizde böyle namazlar yoktur demeye gelince: Bunu söyleyen büyük laf etmiş olur ve günün birinde cezasını çeker.

Hem kendisi kılmıyor, hem de kılan Müslümanı engellemeye çalışıyor. Böyle bir şeyin vebali büyüktür.

Kıldığımız Cuma namazlarının dinî şartları yerinde ise, ihtiyaten kılınan zuhr-i âhir namazı, kazaya kalmış bir öğle namazı yerine geçer. Kazaya kalmış namazı yoksa nafile namaz olmuş olur diyor Bilmen hoca.

Milli Gazete

MuH@©i®
03.07.2007, 00:00
Allah razı olsun mühim bir mesele güzel kaleme alınmış

AlikaN
03.07.2007, 17:55
Orjinal Yazarı MuH*©i®
Allah razı olsun mühim bir mesele güzel kaleme alınmış

ZeVRaK
04.01.2008, 12:53
Orjinal Yazarı MuH*©i®
Allah razı olsun mühim bir mesele güzel kaleme alınmış