Bi Umut
16.07.2007, 11:20
ALLAH İÇİN SEVMEK ALLAH İÇİN BUĞUZ ETMEK
“De ki: Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (Enam 162)
İşte bu bir cümle hayatı ve anlamını özetler. Hayat Allah’ın rızası için yaşanmalı, O'nun rızası için sevilmeli, O'nun rızası için nefret edilmeli, riyasız ibadet edilmeli, rızasına uygun olarak can verilmelidir.
Rabbimiz ilâhî vasıflarının birçoğunun yansımasını insana vermiştir. Hubb/sevgi ve buğuz/nefret de insana bahşedilen önemli iki vasıftır. Sayısız güzellikleri olan insan bu iki duygusunu yönlendirirken çok dikkatli olması konusunda da uyarılmıştır. Yanlış sevgi ve yanlış nefret dünyada da âhirette de ebedî bir hüsrandır.
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun!" (Tevbe 119)
“O gün zalim kimse ellerini ısırıp; keşke o peygamberle birlikte yol tutsaydım! Yazık bana! Keşke falancayı dost edinmeseydim! der.” (Furkan 27–28) ayetleri yol gösterip öğüt verir.
Allah için sevip Allah için buğuz edecek mümin de bu yolu tutmalı, Kur'an’ı ölçü almalıdır. İşe Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti gibi başlamalı. Besmele gibi olmalıdır. Allah adına bir şeyler yapmak için Allah'ın merhamet sıfatlarıyla ahlaklanmalıdır. Allah'ın Rahman sıfatı ile bütün mahlûkata merhameti ve muhabbeti yaydığı gibi merhametli olmalıdır. Güneş gibi olmalıdır. Bereketinden kimseyi mahrum etmemelidir. Müminlere Rahim sıfatı gibi olmalıdır. Kerîm sıfatı kendinde tecelli etmelidir. Cömertliğinin ve infakının sınırı olmamalıdır.
Allah için sevdiğimiz iddiasında olan biz müminler; O'nun âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberini örnek almalıyız. O, "yüce bir ahlak üzere idi.” “Müminlere gayet merhametli ve şefkatli idi.” O, bize merhameti ve merhametin yaratıcısı Vehhab Teala'yı öğretendi.
Efendimiz müminleri severken cömertlikte bereketli yağmurlar gibi idi. Kendisinden isteyen hiç kimseyi boş çevirmemişti. Elinde olan mal varlığını verdiği gibi olmayanı da borçlanıp vermişti. Yüzünü asla müminlere karşı ekşitmemiş, acı ve üzüntüsünü içinde saklamıştı. Birbirine kenetlenmiş bir ümmet kurmuştu. Onun zamanında aç yatan müminler varken tok yatan mümin yoktu. Onlar Hendek'te hep beraber aç kalırlar, hep beraber karınlarına taş bağlarlardı. Allah için başlarına gelen düşman belasında hep beraber yürekleri ağızlarına gelir, hep beraber ila-yı kelimetullah için çalışırlar, hep beraber sevinir, hep beraber ağlarlardı. Onlar gülerken ağlayanları yoktu. Beraber Allah'a şükrederler, beraber zikrederlerdi. Onlar sevdikleri Rableri için ve kardeş saydıkları müminler için kendilerinin ihtiyacı olduğu halde mallarını harcarlar ve en ufak bir sızı dahi hissetmezlerdi. Onların Allah rızası için denilince, sevdiklerinin ismini işitince tüyleri ürperirdi.
“Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça, gerçek iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu hakkıyla bilir” (Âl-i İmran 92)
“Onlara de ki eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, kadınlarınız, akrabalarınız, kabileniz, elde ettiğiniz mallar, zarara uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız evler ve meskenler, size Allah ve Rasulünden ve Allah yolunda cihaddan daha sevimli ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyin. Allah böyle fasıklar topluluğuna hidayet nasip etmez.” (Tevbe 24) ayeti gelince sevdikleri için Beyruha'yı* vakfederlerdi
“De ki: Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (Enam 162)
İşte bu bir cümle hayatı ve anlamını özetler. Hayat Allah’ın rızası için yaşanmalı, O'nun rızası için sevilmeli, O'nun rızası için nefret edilmeli, riyasız ibadet edilmeli, rızasına uygun olarak can verilmelidir.
Rabbimiz ilâhî vasıflarının birçoğunun yansımasını insana vermiştir. Hubb/sevgi ve buğuz/nefret de insana bahşedilen önemli iki vasıftır. Sayısız güzellikleri olan insan bu iki duygusunu yönlendirirken çok dikkatli olması konusunda da uyarılmıştır. Yanlış sevgi ve yanlış nefret dünyada da âhirette de ebedî bir hüsrandır.
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun!" (Tevbe 119)
“O gün zalim kimse ellerini ısırıp; keşke o peygamberle birlikte yol tutsaydım! Yazık bana! Keşke falancayı dost edinmeseydim! der.” (Furkan 27–28) ayetleri yol gösterip öğüt verir.
Allah için sevip Allah için buğuz edecek mümin de bu yolu tutmalı, Kur'an’ı ölçü almalıdır. İşe Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti gibi başlamalı. Besmele gibi olmalıdır. Allah adına bir şeyler yapmak için Allah'ın merhamet sıfatlarıyla ahlaklanmalıdır. Allah'ın Rahman sıfatı ile bütün mahlûkata merhameti ve muhabbeti yaydığı gibi merhametli olmalıdır. Güneş gibi olmalıdır. Bereketinden kimseyi mahrum etmemelidir. Müminlere Rahim sıfatı gibi olmalıdır. Kerîm sıfatı kendinde tecelli etmelidir. Cömertliğinin ve infakının sınırı olmamalıdır.
Allah için sevdiğimiz iddiasında olan biz müminler; O'nun âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberini örnek almalıyız. O, "yüce bir ahlak üzere idi.” “Müminlere gayet merhametli ve şefkatli idi.” O, bize merhameti ve merhametin yaratıcısı Vehhab Teala'yı öğretendi.
Efendimiz müminleri severken cömertlikte bereketli yağmurlar gibi idi. Kendisinden isteyen hiç kimseyi boş çevirmemişti. Elinde olan mal varlığını verdiği gibi olmayanı da borçlanıp vermişti. Yüzünü asla müminlere karşı ekşitmemiş, acı ve üzüntüsünü içinde saklamıştı. Birbirine kenetlenmiş bir ümmet kurmuştu. Onun zamanında aç yatan müminler varken tok yatan mümin yoktu. Onlar Hendek'te hep beraber aç kalırlar, hep beraber karınlarına taş bağlarlardı. Allah için başlarına gelen düşman belasında hep beraber yürekleri ağızlarına gelir, hep beraber ila-yı kelimetullah için çalışırlar, hep beraber sevinir, hep beraber ağlarlardı. Onlar gülerken ağlayanları yoktu. Beraber Allah'a şükrederler, beraber zikrederlerdi. Onlar sevdikleri Rableri için ve kardeş saydıkları müminler için kendilerinin ihtiyacı olduğu halde mallarını harcarlar ve en ufak bir sızı dahi hissetmezlerdi. Onların Allah rızası için denilince, sevdiklerinin ismini işitince tüyleri ürperirdi.
“Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça, gerçek iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu hakkıyla bilir” (Âl-i İmran 92)
“Onlara de ki eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, kadınlarınız, akrabalarınız, kabileniz, elde ettiğiniz mallar, zarara uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız evler ve meskenler, size Allah ve Rasulünden ve Allah yolunda cihaddan daha sevimli ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyin. Allah böyle fasıklar topluluğuna hidayet nasip etmez.” (Tevbe 24) ayeti gelince sevdikleri için Beyruha'yı* vakfederlerdi