PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Kalbi hazırlamak



Osman_61
30.07.2007, 18:13
Kalbi hazırlamak:

Müridin ihlâsı öyle olmalı ki, mürşidini Rasûlüllah’ın (s.a.v.) vekili ve âlemde Allah’ın halifesi olduğuna inanmalı. Mürşidinin kendisini ret etmesini, Allah ve Resulünün reddetmesi, kabul etmesini de aynı şekilde Allah ve Rasûlünün kabul etmesi olduğuna inanmalıdır. Ve yukarıda geçtiği şekilde, bir müridi şeyh reddederse, şeyhinin şeyhi de kabul etmeyip ta ki Rasûlüllah’a kadar silsiledeki şeyhlerden hiç birinin kabul etmeyeceğini bilmelidir. Mürşidde öyle bir ruhaniyet vardır ki; bütün hâllerde müridinden ayrılmaz. Hatta, ihvanımızda bazıları mürşidin ruhaniyetinin üzerlerinde hazır ve kendilerine baktığını gördükleri için uykuda bile ayak uzatmazlar.

Eğer mürid bu hâli görmezse, görüyor gibi inansın. Çünkü bu inanç gereği edeplendiği için, şeyhinin kendisine baktığını gören mürid ile feyzde eşittirler. Bilakis mürşidinin ruhaniyyeti, mürid can çekişirken ve kabir suali zamanında müridin yanında hazır olur ve Münker ve Nekir isimli meleklere cevap vermekte yardım edip, teselli verir. Şeytan o müridden kaçar. Daha öncede anlatıldığı gibi, ruhaniyet için perde, madde, müddet yoktur. İhvanımızdan bazıları, vefat etmiş olan ve Allah’a yaklaşmış müridin kabrine kalben baktıklarında (keşif yoluyla), mürşidin ruhaniyetini kabirde görüp, ona yardım ettiğini, teselli verdiğini ve ziyade korku ve heyecanını yatıştırdığını görmüşlerdir.

Anlatılan bu durum Allah’ın kudretine bağlıdır. Allah’ın kudretine inanmak ise iman esaslarından, temellerinden ve şartlarındandır. Bu gibi şeyler aklın tasarrufunun dışında olup, hemen bu şekilde inanmak lazımdır. Mürid, Allahutaâlâ’nın, mürşidine gözün görmediği yerde olan şeyi görecek göz, işitecek kulak verdiğine inanmalıdır. Her ne kadar bu durumu mürşidi ona göstermese de, açıklamasa da böylece itikad etmesi gerekir. Çünkü hadis-i kudsîde ;“kul nafile ibadetlere devam ettikçe bana o kadar yaklaşır ki ben onu severim. Ben onu sevdiğim vakit işiten kulağı, gören gözü olurum” ve başka bir rivayette de “benimle işitir, benimle görür, benimle tutar, benimle yürür, benimle konuşur” buyrulmuştur. Ve Allahutaâlâ’nın, “hani sen attığın zaman sen atmadın, fakat Allah attı” kavli şerifi de bu mânaya işarettir. Eğer böyle inanırsa, mürşidinin feyzi, doğudan batıya uzayıp; mürid nerde olursa olsun, mürşidinin feyzinin, suyun en derin yerlerine bile ulaştığını bilir. Durum böyle olunca , feyiz almanın anahtarı bu şekilde kuvvetlice inanmak ve ziyade şekilde feyzi talep etmektir. Keşif ve ru’yet erbabı olan mürid, mürşidinin nurunun doğu ile batı arasını kaplamış olduğunu görür. Eğer bir mürid, şeyhinin nurunun doğu ile batı arasını kaplamadığını görürse, noksanlık ve zayıflık o müridin keşfinde olup mürşidin nisbetinde değildir. Yani, mürşidin Mevlâ ile olan nisbetinde, ama beraberliğinde değil...

Mürşidinin uykusunu, kendisinin geceyi ibadetle geçirmesinden, yemek yemesini ise kendisinin oruç tutmasından daha faziletli olduğuna inanmalıdır.

Mürşidin bir nefeste yükselmesi, başka bir kimsenin bütün ömründe yükselmesi kadardır. Mürşid, kendisinde olan bir bakış ile bir kimseye baksa, o kişiyi, Cüneyd-i Bağdadi ve Beyazıd-ı Bestami’nin (k.s.) makamına ulaştırır.

Kendisine mürşid tarafından bakılan kimse fasıkların en fasığı bile olsa, yüksek makam ulaşacağını bilmeli ve mürşidinin bu bakışını talep etmelidir. Çünkü, “mü’min Allahutaâlâ’nın nuruyla bakar” buyurulmuştur. Allah her şeye kâdirdir.

MuH@©i®
30.07.2007, 18:34
http://www.istikamet.eu/forum/aro.gif

Artemistr
15.03.2008, 08:38
Paylaşım İçin Allah razı olsun Sağolun

ARAL
21.06.2008, 01:23
Orjinal Yazarı Artemistr
Paylaşım İçin Allah razı olsun Sağolun

acizbirkul
01.09.2008, 13:10
:-046

HaKKaNiYeT
01.09.2008, 13:13
:-046

إسماعيل
01.12.2009, 15:38
:-aro

MİRAC
01.12.2009, 18:57
Müridin ihlâsı öyle olmalı ki, mürşidini Rasûlüllah’ın (s.a.v.) vekili ve âlemde Allah’ın halifesi olduğuna inanmalı. Mürşidinin kendisini ret etmesini, Allah ve Resulünün reddetmesi, kabul etmesini de aynı şekilde Allah ve Rasûlünün kabul etmesi olduğuna inanmalıdır. Ve yukarıda geçtiği şekilde, bir müridi şeyh reddederse, şeyhinin şeyhi de kabul etmeyip ta ki Rasûlüllah’a kadar silsiledeki şeyhlerden hiç birinin kabul etmeyeceğini bilmelidir. Mürşidde öyle bir ruhaniyet vardır ki; bütün hâllerde müridinden ayrılmaz.
bu durum Allah’ın kudretine bağlıdır. Allah’ın kudretine inanmak ise iman esaslarından, temellerinden ve şartlarındandır. Bu gibi şeyler aklın tasarrufunun dışında olup, hemen bu şekilde inanmak lazımdır. Mürid, Allahutaâlâ’nın, mürşidine gözün görmediği yerde olan şeyi görecek göz, işitecek kulak verdiğine inanmalıdır. Her ne kadar bu durumu mürşidi ona göstermese de, açıklamasa da böylece itikad etmesi gerekir. Çünkü hadis-i kudsîde ;“kul nafile ibadetlere devam ettikçe bana o kadar yaklaşır ki ben onu severim. Ben onu sevdiğim vakit işiten kulağı, gören gözü olurum”
“mü’min Allahutaâlâ’nın nuruyla bakar” buyurulmuştur. Allah her şeye kâdirdir.

mana yolcusu
07.12.2009, 16:31
:-046

arzuhalim
16.02.2010, 19:46
:-aro