PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Aşûre günü orucu



liyosa
29.01.2007, 11:29
Mehmet Talü
milli*milligazete. com.tr
27.01.2007


Soru: Aşûre gününün orucu nasıl tutulmalıdır?

Cevab: Bismillâhirrahmânirrahim.

Muharrem ayının onuncu günü olan Aşûre günüyle beraber ya ondan bir gün evvel ya da ondan bir gün sonra (yani Muharrem’in 9 ve 10 veya 10 ve 11) olmak üzere iki gün oruç tutulur ki sünnettir. (Alemgir, el-Fetava’l-Hindiyye. 1/202) Büyük mükafatı vardır.

Ebu Katade (R.A.)’den rivayete göre Peygamberimiz (S.A.V.):

“Aşûre günü orucunun, önceki yılın günahlarına keffaret olacağını ALLAH Teâlâ’nın rahmetinden umarım” buyurmuşlardır. (Tirmizi. Savm: 48)

Hz. Aişe (R.A.) şöyle demiştir; Cahiliyyet devrinde Kureyş aşûre günü oruç tutardı. Hicretten evvel Resûlullah (S.A.V.) de aşûre orucu tutardı. Medine-i Münevvere’ye geldiği zaman da adeti üzere bu orucu tuttu ve sahabelere de bu orucu tutmalarını emretti. İkinci sene Ramazan orucu farz kılınınca aşûre günü orucunu terketti. Artık isteyen bu orucu tuttu, dileyen de onu terketti. (Buhari, 1, 69, Tefsir, sure: 2, 24, Savm:, Menakıbü’l-Ensar: 26; Müslim, Sıyam: 114-116, Ebû Davud, Sıyam: 64. Tirmizi, Savm: 48, Darimi, Savm: 46, Muvatta, Sıyam: 33 A. b. Hanbel. 2/57, 143, 4/29, 50, 6/162)

Kureyş’in aşûre günü oruç tutmaları Hz. İbrahim (A.S.) ve Hz. İsmail (A.S.) gibi eski peygamberlerin şeriatlerinden kendilerine gelen haberlerden dolayı olsa gerektir. Kureyş, aşûre gününü o günde Kabe’nin örtüsünü örtmek suretiyle tazim ediyorlardı.

Abdullah b. Abbas (R.A.).şöyle demiştir: Peygamberimiz (S.A.V.) Medine-i Münevvereye geldiğinde Yahudilerin aşûre günü oruç tuttuklarını gördü de:

- Bu ne orucudur? diye sordu. Yahudiler:

- Bu gün, iyi bir gündür. Bu gün, ALLAH Teâlâ’nın İsrail oğullarını düşmanlarından kurtardığı bir gündür. Hz. Musa (A.S.) bu ilâhî lütfa bir şükür olarak bu gün oruç tutmuştur, dediler. Resûlullah (S.A.V.):

- Biz Hz. Musa (A.S.)’ya sizden daha fazla müstehakız, buyurdu da (Mekke-i Mükerremedeki gibi) o günü oruç tuttu ve (sahabelere de) bu orucu tutmalarını emir buyurdu... (Buhari, Savm:69; Müslim; Sıyam:127; Ebu Dâvud: Sıyam:64; İbn-i Mâce; Sıyam:41; Darimi; Savm:46; A.b. Hanbel; 1/291, 310, 336, 340)

Tabii ki, bir önceki hadis-i şerifte de belirtildiği gibi Ramazan orucu farz kılınınca bu emir muhayyerliğe dönüşmüştür.

Burada şu önemli hususu da belirtelim ki: Peygamberimiz (S.A.V.), peygamberliğinin ilk zamanlarında vahiy gelmeyen hususlarda ehl-i kitaba muvafakat etmeği severdi. Bu, bilhassa putperestlere muhalefet eden hususlarda böyleydi. Ne zaman ki Mekke-i Mükerreme fetih edildi, İslâm, her yerde şöhret ve üstünlük elde etti, bütün konularda derhal ehl-i kitaba muhalefeti ilan etmiştir. Mesela:

Abdullah b. Abbas (R.A.)’dan rivayete göre Peygamberimiz (S.A.V.)’e: Aşûre gününe Yahudi ve Hıristiyanları n da tazim ettikleri ve o günde oruç tuttukları hatırlatıldığında, Peygamberimiz (S.A.V.):

- Gelecek seneye inşaALLAH dokuzuncu gün oruç tutarız, buyurmuşlardır. Fakat gelecek sene gelmeden Peygamberimiz (S.A.V.) vefat etmişlerdir. (MüsIim. Sıyam: 133, Ebu Davud. Sıyam: 65,)

Yine Abdullah b. Abbas (R.A.)’dan rivayete göre Peygamberimiz (S.A.V.):

Aşûre günü oruç tutunuz ve o hususta Yahudilere muhalefet edin. (Binaenaleyh) aşûreden bir gün önce veya bir gün sonra da oruç tutun, buyurmuşlardır. (A.b. Hanbel, 1/241, Beyheki, Şuabu’l-iman, 3/365) Bu bakımdan sadece aşûre günü oruç tutmak: Mekruhtur. (Alemgir, el-Fetava’l-Hindiyye. 1/202)

Yine dinimiz İslâmiyet; güneş doğarken, zevalde (tam tepede) iken ve batarken, ateşe karşı namaz kılmayı yasaklamıştır. Bunun sebebi de, güneşe tapan ve ateşe tapınan milletlere benzemememizi temin etmektir. (Alemgir, el-Fetava’l-Hindiyye, 1/52.) Bakınız, dinimiz ibadet hususlarında bile gayr-ı müslimlere benzemeye müsaade etmemektedir. Peki onlara şahsî, ev veya iş hayatımızda benzemeye hiç müsaade eder mi? Elbette etmez.

Dinimiz; kâfirlere, münafıklara, batıl din ve ideoloji mensuplarına muhalefet etmeyi emretmiş ve onlara benzemeyi kesin bir şekilde haram kılmıştır. Çünkü dış görünüş itibarıyla onlara benzemek, neticede ahlâkî değerlerde, kötü ve çirkin işlerde ve hatta inançta onlara benzemeye sebep olur. Gerçekten giyimde, sözde, davranışta ve işlerdeki benzeşmeler kalplere tesir ederek onlara karşı sevgi ve saygı meydana getirir. Kısacası gayrimüslimlere benzemenin haram olduğunda icma vardır. (İskilipli Mehmet Atıf, Frenk Mukallitliği ve Şapka, 4)

SiNa
24.12.2009, 18:56
güncelleme