+ Konuya Cevap Yaz
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 4 ve 4

Konu: Ruhul Furkan Tefsİrİ Fatİha SÜresİnİn Devami

  1. #1
    RABITA
    Gast

    Standart Ruhul Furkan Tefsİrİ Fatİha SÜresİnİn Devami

    İbn-i Mesut (RadıyALLAHu Anh) dan rivayet edildiğine göre, Efendimiz (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Her kim Besmele-i Şerifeyi okursa, her harfi*ne onun için dört bin sevap yazılır, onun dört bin günahı silinir, ve kendisi dört bin derece yükseltilir." [34]

    Ömer îbn-i Abdülâziz'den rivayet edildi ki, Efendimiz (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem)yerde duran bir kitaba (kâğıda) rastladı, yanındaki delikanlıya "Bu kağıtta ne var ?" diye sordu. O da: var." dedi.Bunun üzerine Efendi*miz (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem): "Bunu ya*pana ALLAH lanet etsin! ALLAH'ın ismini ancak (yakışan)yerine koyun." buyurdu. [35]

    Hazreti Enes (RadıyALLAHu Anh) den merfuan, (Efendimiz (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem)e isnadedilerek) şöyle rivayet edilmiştir :

    "Her kim, kendisinde besmele bulunan bir kâğıdı çiğnenınesin diye, ta-zimen (hürmetle)yerdenkaldırırsa,ALLAH'ın indinde sıddiklar (en doğru kullar) dan yazılır.Ve anne-babası kâfir de olsalar azapları hafifletilir."[36]

    Kelime Manası

    Hamd, yani tazim yolu üzere güzel vasıflarla medh-ü sena olun-mak, övülmek kime mahsustur? ALLAH'a (Celle Celâluhu) (özellikle ona aittir), öyle büyük ALLAH ki, Bütün âlemlerin (varlıkların) Rabbidir. [37]

    Meal-i Şerifi

    Hamd, bütün âlemlerin Rabbi olan ALLAH'a (Celle Celâluhu) mahsustur. [38]

    İzahat

    Ayet-i Celilerim başında bulunan "Harf-i tarif i (bildirme harfi), ya ahd-i haricî içindir (başında bulunduğu kelimenin fertlerinden daha önce belli olan ve bilinen bir bölüme delâlet etmektedir). Buna göre mana; Kâmil (en üs*tün) hamd yani ALLAH-u Tealâ'nın kendine yaptığı hamd veya Peygamberlerin hamdi veya kâmil evliyanın hamdi demektir.Yahutta istiğrak ve umum için*dir (başında bulunduğu kelimenin bütün fertlerini içine almaktadır) ki, buna göre mana; Bütün hamdler demektir. Yahut cins içindir (başında bulunduğu kelimenin fertlerini kastetmeden genel bir manaya delâlet etmektedir). Buna göre mana; Hamdin cinsi ve hakikati (gerçeği) demektir ki, zahir ehline göre bu mana daha uygun ve daha mübalâğalıdır. Çünkü hamd'in hakikati ALLAH'a mahsus kılındığına (sadece ona ayrıldığına) göre bütün fertleri buraya zaten gir*miş olur.

    Hamd: ihtiyarî (kendi isteğiyle) yapılan bir iyiliğe karşı,tazim yoluyla, gö*nül hoşluğuyla, güzel sıfatlarla medh-ü sena olunmak (övülmek) ten ibarettir.

    Daha açık bir ifadeyle diyen bir insan, Cenab-ı Hak'kın büyük*lüğüne delâlet eden bütün isim ve sıfatları sayarak O'nu yüceltmiş gibi olur. Ancak kişi cümlesini lisanen söylerken, bu cümlenin manayı şerifini de kalbiyle düşünınelidir. Zira insan, ruh ve bedenden yaratılıp bu ikisinin bir araya gelmesiyle tamamlandığı gibi, cümle-i şerifesini lisanıyla okurken, kalbiyle de, o cümlenin manasını düşünürse, lâfız ile manayı birleştirmiş olacağından, o hamd, kâmil ve tam olur.

    Bu şekilde yapılan bir ibadet, huzur-u kalp (kalbin Mevlâ'dan haberdar olması) yla yapılmış olur ki, bütün ibadetlerde aranılan da huzur-u kalple ya*pılmasıdır. Nitekim Hazreti Halid-i Bağdadî Zülcenahayn (Kuddise Sırrıhu) Risale-i Halidiye'sinin vukuf-i kalbî bahsinde: "Ve eğer zikir ve taat (ibadet),vukuf-i kalbî (kalbin Mevlâ'dan haberdar olmasın) dan halî (boş) olursa, o zikir ve taat ruhsuz beden gibidir ve itibardan hariçtir (kıymetsizdir)." buyuruyor.[39]

    Kezalik (yine böylece), Mustafa ismet Garibullah (Büyük Şeyh Efendi) (Kuddise Sırruhu) Risale-i Kudsiye'sinîn, Sıfat-ı ilâhiye ve Esma-i Sübhaniye bah*sinde şöyle buyurmuştur :

    Beytin hulâsası (öz manası): "Bir salik (ALLAH yolcusu) Mevlâ Tealâyı kas*tetmeden bin yıl ALLAH dese, yani ALLAH ismini okurken o ismin sahibi olan Zat-ı Pak-i Süphaniye'yi düşünıneden bin yıl ALLAH, ALLAH dese, vakitleri boşa gider, bir şey kazanamaz. Çünkü asıl maksat isim değil, o ismin sahibi olan Mevlâyı hatırlamaktır. ALLAH ismi şerifini tekrarlarken, bu ismin medlulü (de*lâlet ettiği şey) olan Mevlâ Tealâyı kasdet ki, Cemal-i bakemale seyredelim." Ya*ni kemal sahibi olan Mevlâ Tealâ’nın cemalini müşahedeye(görür gibi olmaya) doğru manen yürüyelim.[40]

    Ancak, burada şunu da ifade edelim ki, ALLAH dostları bu sözleri milletin ümidini kırmak için değil, bilakis talip (ALLAH'a ulaşmak isteyen) ler himmetle*rini âli (gayelerini yüce) tutsunlar ve ciddi çalışıp, asıl maksut olan"huzur-i kalpIe ibadet" e ulaşsınlar için söylemişlerdir. Demek oluyor ki, bütün ibadetlerden maksat ALLAH'ı (Celle Celâluhu) hatırlamaktır."Huzur-i kalp" de bundan ibarettir.

    Nitekim bir ayet-i celilesinde Cenab-ı Hak, Musa (Aleyhisselam) a hitapla şöyle buyurmaktadır

    "(Bütün ibadetleri cami olan içine alan) Namazı, beni hatırlaman için dosdoğru kıl."(Ta-Ha: 20/14)

    Görülüyor ki, Cenab-ı Hak bu ayet-i celilede, bütün ibadetleri içine alan namazın, kendisinin zikredilmesi (hatırlanınası) için kılınınasını emrediyor.

    Bu makamda İmam-ı Suyutî, Dürrü'l-Mensur namındaki muteber tefsi*rinde şu rivayetleri zikretmiştir.

    Abdullah İbn-i Amr (RadıyALLAHu Anh)dan rivayet olundu ki. Efendimiz (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Hamdetmek (demek) şükrün başıdır. Hamdetmeyen bir kul ALLAH'a şükretmiş olmaz.

    Hakem İbn-i Umeyr (Radıyaitahu Anh) den rivayet olundu ki. Efendimiz (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem ) şöyle buyurdu: "Sen dediğin zaman şüphesiz ALLAH'a şükretmiş oldun. O'da senin nimetini ziyade edecek (artıra*cak) tır."[41]

    Ibn-i Abbas (RadıyALLAHu Anhuma) dan rivayet olundu ki:

    "Şükür kelimesidir, kul dediğinde ALLAH-u Tealâ ku*lum bana şükretti buyurur."[42]

    Cabir İbn-i Abdullah (RadıyALLAHu Anh)dan rivayet olundu ki, Efendimiz (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Zikrin en üstünü , duanın en üstünü de dır."[43]

    Ebu Abdurrahman El-Cubaî'nin (Rahimehullah) şöyle buyurduğu naklolunmuştur:

    "Namaz şükürdür, oruç şükürdür, ALLAH için yaptığın her şey bir şükür*dür. Şükrün en üstünü ise, demektir."[44]

    İmam-ı Hasan (RadıyALLAHu Anh) dan rivayet edilmiştir ki, Efendimiz (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "ALLAH-u Tealâ bir kuluna bir nimet verirde o kul, o nimete karşı ALLAH-u Tealâya hamd ederse, muhakkak onun ALLAH'a hamdetmesi, kendisine verilen o nimetten daha üstündür, o nimet ne olursa

    olsun."[45]

    Hazreti Enes (RadıyALLAHu Anh) den rivayet edilen diğer bir hadis-i şerifte de Efendimiz (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Eğer bütün dünya kenarı ve köşesiyle ümmetimden bir adamın elinde olsa, sonra o kişi dese, el*bette elhamdülillah (diyerek o kişinin ALLAH'a hamdetmesi) bütün dünyadan efdal (daha üstün) dür."[46]

    Abdullah Ibn-i Amr (RadıyALLAHu Anh)dan rivayet edildi ki, Efendimiz (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Teşbih mizan'ın yarısıdır. ise, mizanı doldurur., için de, ALLAH'a varıncaya kadar hiç bir perde yoktur. Yani hiç bir perde önüne çıkmadan, doğru Mevlâ'ya varır."

    Esved Ibn-i Serî' (RadıyALLAHu Anh)den rivayete göre, Resulullah (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem) : "Övülmeyi ALLAH-u Tealâ'dan daha çok seven hiç bir şey yoktur. Bundan dolayı kendini övmek üzere bütün hamdler ALLAH'a mah*sustur) buyurdu." [47] ()

    Enes İbn-i Malik (RadıyALLAHu Anh) den rivayet edildi ki, Efendimiz (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurdu: "Tevhid cennetin bedeli (ödenecek karşı*lığı) dır. bütün nimetlerin bedelidir.Ve kullar cenneti (cennetteki dere*celeri) amellerine göre bölüşecek (paylaşacak) lardir." [48]

    Ebu Hureyre (RadıyALLAHu Anh) den rivayet edildi ki, Efendimiz (SallALLAHu Ale*yhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "ALLAH'ın hamdiyle başlanınayan, her hatırlı ve kıy*metli işin sonu kesiktir, (bereketsizdir)."[49]

    İbn-İ Abbas (RadıyALLAHu Anhuma) dan rivayete göre, Resullullah (SallALLAHu Ale*yhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Sizin biriniz aksırdığında derse, melek der. O kişi derse, melek (ALLAH sana rahmet etsin) der." [50]

    Hazreti Ali (RadıyALLAHu Anh) den şöyle rivayet edildi:

    "Her kim, duyduğu her aksırma anında derse, ebediyen diş ve kulak ağrısı çekmez."[51]

    Vasilet îbn-i Eskal (RadıyALLAHu Anh) dan rivayet edildi ki, Efendimiz (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Her kim aksırandan evvel hamdederse, ona karın ağrısından hiç bir şey zarar vermez." [52]

    Musa îbn-i Talha (RadıyALLAHu Anh) dan rivayet edildi ki, ALLAH-u Tealâ Sü*leyman (Aleyhisselam) a şöyle vahyetti: Eğer bir kişi yedi denizin ötesinden aksırsa, beni hatırla (bana hamdet)."[53]

    Hazretİ Ali (KerremALLAHu Vechehü) den rivayet edildi ki, Efendimiz (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem) yakınlarından bir müfrezeyi muharebeye gönderirken:

    "Ey ALLAHım ! Eğer onları sağ salim geri döndürürsen, sana hakkıyla şük*retmem üzerime borç olsun." buyurdu. Çok zaman geçmeden sağ salim döndü*ler. Bunun Üzerine Efendimiz (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem):

    "ALLAH'ın bol nimetlerine karşı, bütün hamdler ALLAH'a mahsustur." buyurdu. Hazreti Ali (RadıyALLAHu Anh) diyor ki: Bunun üzerine ben; Ya ResulALLAH ! Siz: "ALLAH onları sağ salim geri döndürürse ona hakkıyla şükredeceğim." buyurmadınız mı ?" dedim. Efendimiz (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem) de: "Yap*madım mı ?" buyurdu. Yani diyerek ALLAH'a hakkıyle şükretmiş ol*dum ve böylece ahdimi yerine getirdim, demek istediler.[54]

    MUHAMMED îbn-i Harb (Rahimehuüah) dan rivayet edildi ki, Süfyan-ı Sevrî (Kuddise Sırruhu) şöyle buyurdu:

    Hem zikirdir, hem şükürdür. Ondan başka hem zikir, hemde şükür olan hiç bir şey yoktur." [55]

    Ayet-i celilede geçen kelimesi birinci babdan mastar olup terbiye etmek, yetiştirmek manasındadır. Mevlâ Tealâ Hazretleri daima yetiştirme sıfa*tı üzere bulunduğundan, mübalağaten (çokluk için) kendisine mastar ıtlak olunmakla (kullanılmakla) sanki o yetiştirmenin ta kendisi olmuş demektir

    Veya vezninde sıfat-ı müşebbehe olup aslı dur, idğam olarak bu hâle gelmiştir. Buna göre geride zikredilen mübalağa yoksa da, sıfat-ı müşebbehe vezninde devam ve sebat vardır.

    Rab: Bütün eşyayı, bütün varlıkları adem (yokluk) tan,vücuda (varlığa) çıkarıp, tedricen (derece-derece) kemale erdiren Zat'a denir.

    Cenab-ı Hakkın Rabliğini, yani tedricen yetiştiriciliğini izah için, varlık*ların en mükerremi, en şereflisi olan insanı ele alalım :

    Bu insan bir zaman yoktu sonra, büyük ALLAH'ımız (Celle şanuhu) onu, yok*luk âleminden varlık âlemine şöyle çıkardı;

    Mevlâ Tealâ Hazretleri önce su, hava, toprak, ateş (hararet) i icadetti (ya*rattı) ki bunlara Anasır-ı Erbaa (dört asıl unsur) denilir. Sonra, bu dört şeyden terkip ettiği (birleştirdiği) bir çamurdan, bütün beşerin babası olan Âdem (Aleyhisseiâm) m bedenini yarattı.

    Nitekim Rabbimiz (Celle Celâluhu)bir ayet-i celilesinde şöyle buyurmaktadır:

    "Elbette muhakkak biz (Azimü'ş-şan) insanı, (beşerin babası olan Âdem Aleyhisseiâm 'ı), kuru, kara, kokmuş bir çamurdan (balçıktan) yarattık." (Hıcr: 15/26)

    Bundan sonra, ALLAH-u Tealâ kdem(Aleyhisselâm) in bedenine ruh vererek insanlığını tamamlamış oldu.

    Rabbimiz (Celle şanuhu) bir ayet-i celilesinde de şöyle buyuruyor:

    "Sonra ALLAH (-u Tealâ) insanı tesviye etti, (yaradılışını düzgün azasını noksansız kıldı). Ve ruhundan ona (şekilsiz bir hâlde) üfledi (ona ruh verdi)." (Secde: 32/9.)

    Cenab-ı Hak,Âdem (Aleyhisselâm) bu şekilde yarattıktan sonra, Havva (RadıyALLAHu Anha) validemizi, Âdem (Aleyhisselam) m sol kaburga kemiklerinin birisin*den yarattı. Bu hususta da Cenab-ı Hak, şöyle buyurmaktadır:

    "Ey insanlar! O Rabbinizden sakının ki, sizi tek bir nefisten (Âdem Aleyhisselâm dan)yarattı ve zevcesini (eşi Havva RadıyALLAHu Anha validemizi) de, ondan (Âdem Aleyhisselâm kaburga kemiklerinin birisinden) yarattı." (Nisa: 4/1.)

    İşte ALLAH-u Tealâ'nın Rab'liği Âdem babamızla Havva validemiz (Aleyhisselam) hakkında bu şekilde tahakkuk etmiş (meydana gelmiş) tir. Ondan son*raki beşer (insan) neslinde, ALLAH-u Tealâ'nın Rab'liğinin meydana gelmesini de şu şekilde izaha çalışalım: İnsanın ve bütün hayvanların gıdası olan ekin, meyvave sebzeleri Mevlâ Tealâ'nın güneş, ay, yıldız, rüzgar, bulut ve yağmur gibi sebeplerle ne şekilde terbiye ettiği (yetiştirdiği) herkesin malûmu (bilmiş ol*duğu bir şey) dir.

    İnsan bunları gıda olarak midesine indiriyor, bu gıdalar, kimyahane gibi olan midede kudreti ilâhiye (İlâhî kuvvet) le halledildikten (hazmedildikten) sonra, insanın içindeki çeşitli organlar vasıtasıyle bedenin her uzvuna lâyık ve uygun olan cüz seçilip sevkediliyor (gönderiliyor). Şöyle ki: Göze gidecek mad*de seçilip göze, kulağa gidecek madde seçilip kulağa, tırnağa gidecek madde se*çilip tırnağa gönderiliyor. Eğer seçilen cüzler lâyık ve uygun olmayan uzuvlara gönderilse, meselâ; Göze lâzım olan cüz kulağa, kulağa lâzım olan göze gön*derilecek olsa, kulak da, göz de muattal kalır (çalışmaz hâle gelir).

    Bu ne büyük bir sanattır ki, akıllar hayran oluyor ! Hâl böyleyken bu kud*ret sahibini bulmamak, ne büyük bir mahrumiyet ve ne muazzam bir zarardır. Bu mahrumiyetten Rabbimiz cümlemizi muhafaza buyursun ! Âmin.

    Zikredilen bu gıdalardan, her uzvun münasibi (uygunu) olan cüz seçilip yerine gönderildiği gibi, insanın yaratıldığı nutfe (meni) de seçilip babanın belkemiğine, annenin göğüs kemiklerine gönderiliyor. Ve cinsi münasebet vasıta*sıyla ana rahmine dökülüyor, orada bir müddet nutfe olarak kalıyor sonra, do*nuk kan, yani akıcılığını kaybetmiş, ete dönıneğe yakın bir hâle çevriliyor, son*ra et parçası hâline döndürülüyor, sonra beden iskeletinin kemikleri hâline ge*tiriliyor. Sonra o iskelet hâlinde olan kemiklere, et ve deri, elbise gibi giydirili*yor. Böylece beden tamamlanınış oluyor, sonra o bedene ruh verilip, yeni bir yaratılışla yaratılıyor. Nitekim bu durum ALLAH-u Tealâ Hazretleri tarafından şöyle izah edilmektedir :

    "Ve andolsun ki, biz (Azimü'ş-şan) insanı çamurdan (ibaret olan) bir hu*lasa (öz) den yarattık." -- "Sonra onu metin (sağlam) bir karargâh'ta bir nutfe (meni, insanın yaratıldığı su) kıldık." - "Sonra o nutfeyi bir kan pıhtısı hâline getirdik, müteakiben o kan pıhtısını da bir parça et kıldık, sonra o et parçasını da kemiklere çevirdik, o kemiklere de bir et giydirdik. Bilâhare, onu başka bir yaratışla yarattık (ona ruh verdik). Artık musavvir (suret verici),mukaddir (her şeyi ölçü üzere yapıcı) olanların en güzeli olan ALLAH (-u Tealâ), pek mübarek*tir, çok yücedir." (Müminun: 23/12-14)

    Ana rahmindeki terbiyesi (yetiştirilmesi) tamamlandıktan sonra, emri ilâhi (ALLAH'ın izni) yle doğan çocuğu, ALLAH-u Tealâ Hazretleri, bu defa annesi babası vasıtasıyla terbiye edip, büyütüp kemale ulaştırıyor.

    Hulâsa "Rab": Varlık âlemlerini yaratan, terbiye ve tenıniye eden (yetişti*rip, büyüten) maddî ve manevî kemale ulaştıran "ALLAH (Celle Celâluhu) " demek*tir, işte varlıkların en mükerremi (kıymetlisi) ve en şereflisi olan insanı, kema*le ulaştıran ALLAH-u Tealâ, sebze, meyva, ekinleri ve her şeyi de böylece yoktan yar edip, en küçük hâlinden başlayarak en olgun durumuna kadar getirendir.

    Meselâ: Bir buğday, mısır, üzüm, arpa tanesini, bir ağacı, bir otu ve bir çiçeği yoktan var edip en küçük hâlinden, en büyük hâline ulaştıracak ALLAH-u Tealâ'dan başka bir Rab bulabilir miyiz ? asla bulamayız !

    Bu sayılanların hepsi maddî terbiyedir. Bir de manevî terbiye vardır ki, asıl terbiye odur. Mevlâ Tealâ bunu da, tarafı ilâhîsinden (kendi tarafından) in*dirmiş olduğu kitaplar, göndermiş olduğu peygamberler (SallALLAHu Aleyhim ecmein)ve onların varisleri (vekilleri) olan ulema ve meşayih (alimler ve şeyhler) vasıtasıyla yapmaktadır. Kuran-ı Azimü'ş-şan bu iki terbiyeyi de tafsilâtlı (ay*rıntılı) bir şekilde beyan etmektedir.

    îşte böyle bir terbiyeyi ancak Mevlâ Tealâ yapabilir, bütün insanlık âlemi bundan âcizdir. Öyleyse, bütün insanlık âlemi ve mükellef (sorumlu) olan â-lemlerin hepsinin, ALLAH-u Tealâ Hazretlerine boyun eğip, emirlerini tutup ya*saklarından kaçarak, acziyet (güçsüzlük) ve abdiyet (kulluk) larını izhar etmele*ri (ortaya koymaları) lâzımdır.

    Onlar bu vazifelerini yapmadıkları takdirde, huzur-u İlâhîde (öldükten sonra diriltildiklerinde), büyük bir muhasebe ve muhakemeye duçar olacakları*nı (tutulacaklarını) unutmasınlar ! Ve yol yakınken, gelecek büyük felâketlere maruz kalmadan (yakalanınadan), O büyük Kadir-i mutlak'a dönerek, emirleri*ni tutup yasaklarından kaçarak bu felaketten kurtulsunlar. Bu ise ancak dün*yada mümkündür, ahirette pişmanlık fayda vermez. O hâlde akıllı kişinin uyanınası gerekir.

    kelimesi lâfzının cemi (çoğulu) dur. Âlem: Cenab-ı Hak'dan gayri (başka) her şeye denir. Ayrıca mahlukat içerisinde her bir sınıfa da, âlem denilir. Meselâ: İnsanlar âlemi, melekler âlemi, cinler âlemi. İşte bu itibarla âlem lâfzı cemilenerek denilmiştir.

    Âlem kelimesinde, alâmet manası da vardır. Mahlukat (yaratılmış olan her şey) yaratanın varlığına nişan olduğu için, mahlûkata: "âlem" denilmiştir.

    Mademki âlem, Cenab-ı Hak'kın varlığına, birliğine ve kudretinin (gücü*nün) sonsuzluğuna nişandır, öyleyse her insanın her mükellefin bu âleme ba*kıp, çok tefekkür ederek (düşünerek) Mevlâ'nın var olduğunu bilmesi ve O'nun büyüklüğünü anlamakta günbegün ilerlemesi lâzımdır. Kişi, Cenab-ı Hakkı bilmekte ilerlediği kadar, imanı kuvvet bulur imanı kuvvetlendiği ka*dar da, tes-limiyeti ve itaati artar. Böyle bir ALLAH'ın hiç bir emrine itiraz edile*meyeceğini (karşı gelinemeyeceğini) kat'î olarak bilir. Ve ALLAH'ın emirlerinin mecmuu (toplamı) olan îslâmiyetin, hiç bir maddesine muhalefet edilmemesi*nin lâzım olduğunu anlar.

    Kâinatı bu kadar güzel nizam (düzen) içinde yaratan, terbiye eden (yöne*ten) ALLAH'ımızın (Celle Celâluhu) , bu kâinatı yaratmasında, nizam ve terbiyesinde (idaresinde) hiç bir noksanlık düşünülmediği gibi, vaz etmiş (ortaya koymuş) olduğu Islâmiyette de, hiç bir kusur ve noksanlık düşünülmez. O hâlde Islâmı noksansız kabul ve tatbik etmek (yaşamak) lâzımdır.

    Mevlâ Tealâ'nın "Bütün âlemlerin Rabbi" olması hususun*da (hakkında), Cabir îbn-i Abdullah (RadıyALLAHu Anh) dan şöyle rivayet edilmiştir:

    Hazreti Ömer'in (Radıyalahu Anh) Emiru'l-Müminin (Müminlerin emiri, devlet reisi) olduğu senelerden birinde, çekirgeler azaldı. Hazreti Ömer (RadıyALLAHu Anh) bunun hikmetini sordu, kimseden bir cevap alamadı ve bundan dolayı üzüldü. Sonra Yemen'e Şam'a, Irak'a vesair memleketlere adamlar göndererek oralarda çekirgelerden görülen var mı, yok mu ? diye sordurdu. Yemen tarafına gönderdiği bir kişi bir avuç çekirge getirerek önüne koydu. Hazreti Ömer (Radiyalahu Anh) çekirgeleri görünce: diyerek üç kere tekbir getirdi sonra şöyle dedi. Resulullah (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem) in şöyle buyurduğunu işitmiştim :

    "ALLAH-u Tealâ bin tane ümmet yaratmıştır. Bunların altıyüzü denizde dörtyüzü karadadır. Ve bu ümmetlerden ilk helik olacak olan çekirgelerdir. On lar helak olunca ipi kopmuş boncuklar gibi diğer ümmetlerde ardarda helak ola caklardır. Yani Hazreti Ömer (RadıyALLAHu Anh) çegirgelerin yaşadığı haberini alın*ca, ümmetlerin helaki başlamadı diye sevindi."[56]

    Vehb (Kuddîse Sırruhu) Hazretlerinin şöyle dediği rivayet edilmiştir : "Şüphesiz ALLAH'ın onsekiz bin âlem'i vardır. Dünya ise, bu âlemlerden sadece biridir. "[57]

    Hamd'ın Ne Şekilde Yapılacağını Kullara Talim (Öğretmek) İçin Cenab-ı Hak'kın Kendine, Kendi Şanına Yakışan Şekilde Hamdettiğinî Beyan Eden Ayet-i Kerimeler Ve Mealleri

    1- "Bütün hamdler, O ALLAH'a mahsustur ki, kulunun (MUHAMMED SallALLAHu Aleyhi ve Sellem *in) üzerine o kitabı (Kuran-ı Kerimi) indirdi ve onda hiç bir eğrilik (mana ve lâfzında bir çarpıklık) yapmadı. (Kehf: 18/1)

    2- "Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Al-laha mahsustur. (Bunca ayet ve delillerin zuhurundan, meydana çıkmasın*dan) sonra, kâfir olanlar (hâlâ putları, kendilerini yaratan, besleyip büyüten) Rab'leriyle denk tutuyorlar." (En'am: 6/1)

    3- "Ve O, Âllah'dır. Ondan başka hiç bir ilâh yoktur. Önünde (dünyada) da sonunda (ahirette) de hamd ona mahsustur, hüküm de onundur. Ve siz an*cak ona döndürül (üp götürül) eceksiniz." (Kasas: 28/70.)

    4- "Göklerde ve yerde ne varsa (hepsi), kendisinin olan ALLAH'a hamd olsun. Ahirette de hamd O'nundur. O, yegâne hüküm ve hikmet sahibidir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olan da yalnız O'dur." (Sebe': 34/1)

    5- "Gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı (olmak üzere, kendisiyle peygamberleri ve salih kulları arasında) elçiler yapan ALLAH'a hamdolsun. O, yaratmakta ne dilerse (onu) artırır. Şüphe yok ki, ALLAH her şeye hakkıyla kadir (gücü yeten) dir." (Fatır Suresi: 35/1)

    6- "Ve (habibim) şöyle de: Hamd ALLAH'a mahsustur. O, ayetlerini size gösterecek, siz de onları (görüp) tanıyacaksınız. Ve Rabbin ne yapacağınızdan

    gafil (habersiz) değildir." (Neml: 27/93.)

    7- "Andolsun ki, onlara: "Gökten su indirip onunla, Ölümünün ardından yer yüzünü canlandıran kimdir ?" diye sorsan, elbette, «ALLAH.» derler. De ki: (Öyleyse) hamd, ALLAH'a mahsustur. Fakat onların çoğu aklını kullanınazlar." (Ankebut: 29/63. )

    8- "Andolsun ki, onlara gökleri ve yeri kimin yarattığını sorarsan, mu*hakkak «ALLAH» derler, (habibim) Sen: «Elhamdülillah (hamdolsun ALLAH'a)» de. Hayır, onların çoğu bilmezler." (Lokman: 31/25)

    9- "De ki: «Hamd, evlât edinıneyen mülk (ün) de hiç bir ortağı olmayan züllün (güçsüzlük) den dolayı yardımcıya da (ihtiyacı) bulunınayan ALLAH'a ait*tir.» ve ona son derece tazim et de et " (İsra: 17/111) [58]

    Peygamberlerin (Salavâtullâhi Aleyhim Ecmaîn) Hamdlerini Beyan Eden Ayet-i Kerimeler

    1- "(İbrahim (Aleyhisselâm) buyurdu ki): "Bana (şu) ihtiyarlığ (im) a rağmen İsmail ve İshak (Aleyhimesselâm) ı bahşeden ALLAH'a hamdolsun. Şüphesiz benim Rabbim duayı elbette hakkıyla işitendir." (İbrahim: 14/39)

    2- "Andolsun kî, biz Davudfa ve (oğlu) Süleyman (Aleyhisselâm) a ilim ver*mişizdir, (bundan dolayı) onlar: "Bizi mümin kullarının bir çoğundan üstün kılan, ALLAH'a hamdolsun." dediler." (Neml: 27/l 5) [59]

    Cennet Ehlinin Hamdlerini Beyan Eden Ayet-i Kerimeler

    1- "(Cennette şöyle) derler: Bizden hüznü (tasayı) gideren, ALLAH'a ham*dolsun. Hakikat, Rabbimiz çok yarlığayıcı (af edici), çok şükredici (şükrü kabul edici) dir." (Fatır Suresi: 35/34)

    2- "Ve biz onların göğüslerinde (dünyadan kalma)kinden ne varsa söküp atacağız onların (köşklerinin ve saraylarının) altlarından ırmaklar akar ve der*ler ki: O ALLAH'a hamdolsun ki, bizi (hidayetle) buna kavuşturdu. Eğer ALLAH (Tealâ) bize hidayet etmeseydi, biz kendi kendimize hidayete eremezdik. Mu*hakkak ki, Rabbimizin Peygamberleri hakkı getirdiler. Ve onlara: "îşte (dünya*da) yapmakta devam ettiğiniz (iyi işler) sayesinde varis olduğunuz (miras ola*rak verildiğiniz) cennet budur." diye nida edilecek (seslenilenecek) tir." (A'raf Suresi: 43)

    3- "Onlar (cennete giren müminler): "Bize verdiği sözde sadık (doğru) olan ve bizi dilediğimiz yerde oturacağımız bu cennet yurduna varis kılan, Al*lah'a hamdolsun. İyi amelde bulunanların mükâfatı ne güzelmiş !" derler. Me*lekleri görürsün ki, Rablerini hamdle teşbih ederek Arş'ın etrafını kuşatmış*lardır. Artık (kulların) aralarında hak (ve adalet) le hükmolunınuş ve (cennet ehli tarafından): "Âlemlerin Rabbi olan ALLAH'a hamdolsun." denilmiştir." (Zümer: 39/74-75) [60]

    ALLAH-u Tealâ Hazretlerinin, Bütün Âlemlerin Rabbl (Yaratıcısı Ve Terbiye Edicisi) Olduğunu Beyan Eden Ayet-i Kerimeler Ve Mealleri

    1- "Size ne oluyor ki ALLAH için bir azamet ummuyor (ALLAH'a büyüklük tanımıyorsunuz), hâlbuki O, sîzi, muhakkak türlü türlü tavırlar (hâller) le ya*ratmıştır." (Nuh Suresi: 71/13-14)

    2- "Ey insanlar ! Eğer siz öldükten sonra, tekrar dirilmekten bir şüphede iseniz (düşünün ki), biz sizi (n aslınız olan Âdem babanızı) topraktan, sonra to*nun zürriyetini) meni (döl suyun)dan sonra, pıhtılaşmış (akıcılığım kaybetmiş) bir kandan, daha sonra da, hilkati (yaratılışı) bellibelirsiz bir lokma et parçasın*dan yarattık (ve bunları) size (kemal-i kudretimizi, son derece güçlü olduğu*muzu) apaçıkgösterelim diye (yaptık). Sizi dileyeceğimiz, muayyen (tayin edil*miş belli) bir vakte kadar rahimlerde durduruyoruz, sonra sizi bir çocuk olarak çıkarıyoruz, sonra güçlü çağınıza ulaşmanız için (sizi büyütüyoruz)." (Hacc: 22/5) den

    3- "(ALLAH-u Tealâ) Onu (insanı) hangi şeyden yarattı ? Onu bir damla su*dan yarattı da, onu takdir etti. Yani evvela kan pıhüsı sonra, bir çiğnem et yaptı, sonra uzuvlarının şekillerini tamamladı. Hulâsa yaratılışı tamamlanıncaya ka*dar onu, O hâlden bu hâle getirdi." (Abese Suresi : 80/18-19) [61]

    Kelime Manası

    Öyle büyük ALLAH ki, Rahman sıfatıyla muttasıf, yani mahlûkatına (yaratıklarına) acımakta nihayete (son dereceye) varan, hakiki nimet vericilikle sıfatlanınış, yine öyle büyük ALLAH ki, Rahim sıfatıyla muttasıf (ziyade haki*ki nimet vericilikle sıfatlanınış). [62]

    Meal-i Şerifi

    Rahman ve Rahim (sıfatlarıyla muttasıf), yani bütün hamdler bu sıfat*larla muttasıf (sıfatlanınış) olan ALLAH-u Tealâ'ya mahsus (sadece ona ait) tir. [63]

    İzahat

    Rahman: Lâfzı Arap lügatında ziyade acıyıcı manasını ifade eder. Acıyıcılık ise, bir mahlûkun (yaratığın), acınınası icabeden (gereken) diğer bir mahlûka karşı, yumuşayıp tesirlenınesi demektir ki, bu tesirlerime neticesin*de acıdığı mahlûka karşı ihsan ve iyilikte bulunur.

    Cenab-ı Hak'kın Rahman oluşu ise, acıyıcılığın gayesi (neticesi) olan, mahlûkatına inam ve ihsan (iyilik) etmesi demektir.

    Bu iki sıfatın Besmele'den sonra burada tekrar edilmesinde bir takım hikmetler zikredilmiş (söylenmiş) tir.

    1- Besmele'de geçen sıfatlarından anlaşılan iki rahmet (acı*ma) Mevlâ Tealâ'nın zatına aittir. Buradaki rahmetler ise kâmil sıfatlara men*sup (yüksek sıfatlarla alâkalı) dır.

    2- Bu tekrar, Besmele'nin Fatihadan olmadığına işaret etmektedir. Zira Fatiha'dan olsaydı tekrar edilmezdi, nitekim Hanefî mezhebimize göre de böy*ledir. (Besmele Fatiha'dan bir ayet değildir).

    3- kelimelerini tekrar etmekle Mevlâ Tealâ kullarını, kendi*sini çok anmaya teşvik etmiştir. Zaten ALLAH'ı sevmenin alâmeti (nişanı) O'nu çok zikretmektir.

    Nitekim Aişe (RadıyALLAHu Anha) den rivayete göre, Resulullah (SallALLAHu Ale*yhi ve Sellem) : "Kim bir şeyi severse, onu çok anar." buyurmuştur.[64]

    4- Mevlâ Tealâ "Bütün hamdler âlemlerin Rabbi olan ALLAH'a mahsustur." buyurarak bütün âlemlerin Rabbi olduğunu zikrettikten sonra, oluşunu tekrar ederek, bu Rabliğini ya Rahmaniyet (dün*yada yarattıklarına rızık vermek) veya Rahimiyet (ahirette müminleri mağfi*ret, affetme) ile yaptığını beyan etmektedir. Bundan dolayı da, bu sıfatlarından sonra, ceza gününün Maliki (hakimi, sahibi) olduğunu zikretmektedir.

    5- Yine bu tekrarla kulunun, bu rahmetlere hamdederek kavuşacağına işaret buyuruyor. Zira beşerden, ALLAH-u Tealâ'ya ilk hamdeden Âdem (Aleyhisselam) olmuştur. Şöyleki; O, aksırınca dedi. O anda Mevlâ tarafından " Rabbin sana rahmet etsin." hitabına mazhar oldu (kavuştu).

    6- Bu tekrar, talil içindir. Yani Mevlâ Tealâ bu sıfatları takındığından do*layı, bütün hamdlerin kendisine mahsus (ait) olduğunu beyan etmiştir. Zira bütün iyilikler ondan olduğu için, bütün hamdler de sadece ona mahsustur.

    Cenab-ı Hak'kın Rahman ve Rahim oluşundan dolayı yaptığı inam ve ihsan (iyilik) lerin sayılması mümkün değildir. Ancak biz bunlardan bir kısmı*nı sayalım ki, Mevlâ Tealâ'nın kullarına karşı ne kadar büyük iyiliklerde bu*lunduğu biraz anlaşılsın ve ona şükür için ibadet vazifeleri ifa (yerine getiril*me) ye çalışılsın.

    Cenab-ı Hak'km yaptığı iyiliklerin bidayeti (başlangıcı); Bizi bütün şer (kötülük), çirkinlik, noksanlık ve zeval (eksiklik) lerin kaynağı olan: Adem (yokluk) tan çıkarıp bütün hayır (iyilik) kemal (olgunluk) hüsün ve ce*mal (güzellik) lerin kaynağı olan Vücud'a (varlığa) kavuşturmasıdır.

    En büyük iyiliği ise, taraf-ı ilâhî'sinden (kendisi tarafından) gönderilen Peygamberler (Salavatullahi Aleyhim Ecmain)ve onlara indirilen kitaplar, bahusus (özellikle) Peygamberler peygamberi MUHAMMED Mustafa (Aleyhissalâtu vesselam) ve bütün kitapları cami (içine alıcı) olarak, O'na indirilmiş olan Kuran-ı Kerim vasıtasıyla, bizi Esma ve Sıfat-ı llâhiyesi (İlâhî isim ve sıfatları) ile Kenz-i mahfî (gizli hazine) olan Zat-ı Pak-i Sübhaniyesinin marifetine delâlet etmesi (kendi*sini bilme yolunu bize göstermesi) dir.

    Cenab-ı Hak'km Rahman ve Rahim sıfatlarıyla bize inam buyurduğu ni*metleri daha güzel anlayabilmek için, Müceddid-i elfi sanî, (ikinci binin yenile-yicisi olan) Imam-ı Rabbanî (Kuddise sırruhu) Hazretlerinin "Mektubat" isimli ese*rinde, Saliha bir kadına yazmış olduğu mektubun baş tarafını burada tercüme edip yazmayı uygun görüyoruz. [65]

    Mektup (17/3)

    Bütün hamdler, bize inam eden (nimet veren) ve bizi İslâm'a hidayet eden (kavuşturan) ve bizi, ins-ü cin'nin efendisi, MUHAMMEDiAleyhisselam) in ümmetinden kılan, ALLAH-u Tealâya mahsustur.

    Bilinınelidir ki, Hak Sübhanehu ve Tealâ Hazretleri müstakıllen (başlı başına) inam edici (nimet verici) dir. Bu inam edilen nimet eğer vücut (varlık) sa, Mevlâ Tealâ Hazretleri tarafından karşılıksız verilmiştir. Eğer beka (varlığın de*vamı olan yaşamak) sa, yine Mevlâ Tealâ Hazretleri tarafından bahşedilmiştir. Ve eğer kâmil (üstün) sıfatlarsa, yine O Mevlâ'nın her şeye şamil (bütün ya*ratıkları kaplamış) olan rahmetinden neş'et edici (doğucu) dur.

    Hayat (Dirilik), ilim (Bilmek), Kudret (gücü yet*mek) Basar (Görmek), Semi (İşitmek). Nutuk (Konuşmak), işte bütün bu nimetler, Mevlâ Tealâ Hazretlerinden istifade edilmiş (alınınış) tır. had'den ve ad'den (sınırlanınaktan ve sayılmaktan) hariç olan enva-i çeşit nimetlerin ve sınıf sınıf kerem (iyilik) lerin hepsi Mevlâ Tealâ tarafından ifaza edilmiş (akıtılmış) tır.

    O Mevlâ Tealâ güçlüğü ve şiddeti izale eder (giderir), duaları kabul eder ve belâları defeder (kaldırır).

    Mübalâğayla (son derece) rızık vericidir. Re'fetinin kemalinden (esirgeyiciliğinin son derece oluşundan) dolayı, günahları sebebiyle kullarından rızık-ları menetmez (engellemez).

    Mübalâğayla örtücüdür. Affının ve tecavüzünün (kullarının günahları*na karşı azap etmekten vaz geçmesinin) bolluğundan dolayı, kulların günah ir*tikap etmeleri (işlemeleri) sebebiyle, onların hürmet perdelerini yırtmaz, yani onları ayıplarından dolayı rezil-ü rüsvay etmez.

    Hilim sahibidir, (kullarına ceza vermekte acele etmez) umumi olan kere*mini (iyiliğini), dostlarından ve düşmanlarından menetmez.

    Nimetlerinin en büyüğü,en âlâsı (yücesi), en şereflisi ve en kıymetlisi bi*zi islâm'a davet etmesi (çağırması)ve bizi Darü's-Selâm (bütün afetlerden, fe*lâketlerden kurtuluş) yurdu olan cennete hidayet etmesi (o cennetin yolunu bi*ze göstermesi), ins-ü cin'nin Efendisine ittibaya bizi delâlet etmesi (uyma yolu*nu bize göstermesidir). Zira ebedî hayat ve sonsuz nimetler bunlara bağlıdır.

    Velhasıl (özetle) Mevlâ Tealâ'nın kullarına inamı (nimet verişi), ihsanı ve ikramı (iyiliği) güneşten daha açık, dünden daha belli, aydan daha parlaktır.[66]

    İmam-ı Rabbani (Kuddise Sırruhu) Hazretlerinin mezkûr (bahsedilen) mektu*bundan yazmayı uygun gördüğümüz kısım burada sona erdi. Tamamını arzu edenler, bu mektuba müracaat etsin (başvursun) lar.

    Rahman lâfzında beyan ettiğimiz manaların aynısı, Rahim lâfzında da vardır. Ancak Rahman kelimesinin harfleri çok olduğundan, Rahim kelime*sinden daha ziyade (fazla) mana üzerine delâlet etmektedir.

    Bu ziyadelik (fazlalık) iki şekilde düşünülür, biri ihsan edilen zatlar na*zara alınarak (iyilik edilen kişiler düşünülerek), ikincisi ihsan edilen nimetle*rin kendi değerlerine bakılarak; Birinci itibarla, Rahman sıfatıyla Cenab-ı Hak dünyada, mümine de, kâfire de ihsan (iyilik) edicidir. Rahim sıfatıyla ise, ahirette sadece müminlere ihsan edecektir.

    İkinci itibarla, Rahman sıfatıyla Cenab-ı Hak ahirette müminlere değer*leri sonsuz olan nimetler ihsan edecektir. Rahim sıfatıyla ise, dünyada mah*dut (sayılı) olan nimetleri mümine de, kâfire de ihsan etmektedir.

    îşte bu iki mübarek isimle dua eden kişi, Mevlâ'nın rahmetini celbetmiş (üzerine çekmiş) olur. Nitekim Hazreti Aişe (RadıyALLAHu Anha) nın şöyle buyur*duğu rivayet edilmiştir: "Bir kere babam (Ebu bekri's-Sıddik RadıyALLAHu Anh ): "Sa*na bir dua öğreteyim miki ? Resulullah (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem) onu bana öğret*miş ve İsa (Aleyhisselâm) onu havarilere (yakın adamlarına) Öğretirdi. Eğer üze*rinde Uhud dağı kadar borç olsa, elbette ALLAH-u Tealâ (bu dua bereketiyle) onu sana ödettirir." buyurmuştu, dedi.

    Ben de: " Buyur öğret." deyince, babam: "Şu duayı oku !" buyurdu :

    "Ey dertleri açan, gamları (kederleri) kaldıran, zorlananların dualarını kabul eden, dünya ve ahiretin Rahman'ı, ve onun (ahiretin) Rahim'i olan ALLAHım !. Bana sen merhamet edersin. Başkalarına muhtaç etmeyecek bir mer*hametle bana Sen acı." [67]

    Rahman ve Rahim kelimeleri sıfat-ı müşebbehe'dirler. İmam-ı Beyhekî'nin "Esma ve Sıfat" isimli eserinde zikrettiğine göre Rahman lâfzının İbranî (ibranîce) olduğu söylenınişse de,Cumhur-u Ulema (alimlerin çoğu) arapça olduğuna ve rahmet kökünden alındığına ittifak etmişler, (topluca karar vermişler) dir. Bu lâfız mübalâğa olsun (fazla mana ifade etsin) için veznine nakledilmiştir. Acımakta eşi ve benzeri olmayan acıyıcı demektir. Bun*dan dolayı tesniyelenınez, cemilenınez, ama Rahim, tesniyelenir, cemilenir. Rahim kelimesi de aynı kökten alınınıştır. feîl vezninde olup, fail, yani Rahim manasmdadır. Bu vezinde de yine mübalâğa vardır.

    Mesnevî sarihi Anharavî Hazretleri Fatiha tefsirinde şöyle buyurmuştur: insan "ALLAH'ın ahlakıyla ahlâklarım." kavli şerifinin gereğince, Mevlâ'nın bu büyük sıfatlarından nasibini alarak, ALLAH'ın kullarına acımalıdır. Ve böylece Mevlâ'nın rahmetine mazhar olmalı (ulaşmalı) dır.

    Nitekim Abdullah Ibn-i Amr (RadıyALLAHu Anh)dan rivayet edilen bir Hadis-i şerifte Efendimizi (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem): "Yer yüzündekilere acıyın ki göktekiler de size acısın." buyuruyor.[68]

    Bir Hadis-i şerifte de:

    Üsame İbn-i Zeyd (RadıyALLAHu Anh)den rivayete göre,Peygamberimiz (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem): "ALLAH (u Tealâ) kullarından ancak acıyanlara acır." buyurdu.[69]

    Ebu Hureyre (RadıyALLAHu Anh) den rivayet edilen diğer bir Hadis-i şerifte de Efendimiz (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem): "Acımayan acınınaz." buyurdu.[70]

    Abdullah îbn-i Amr (RadıyALLAHu Anh) dan rivayet edilen diğer bir Hadis-i şeriflerinde de Resulullah (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem) : "Acıyanlara Rahman (Tealâ) rahmet eder." buyurdu. [71]

    Yakınlarımızın, çoluk-çocuğumuzun hastalıklarına, fakirliklerine acıdı*ğımızdan ziyade, namaz kılmamalarına, oruç tuİmamalarına, faiz yemelerine acımalıyız. Zira dünyadaki hastalıklar, zorluklar geçer ama ahiretteki belâlar bitmez, tükenınez binaenaleyh onlara iyiliği emretmeli ve onları kötülükler*den vaz geçirmeye çalışmalıyız ve böylece: Hazreti Cabir (RadıyALLAHu Anh) den rivayete göre, Resulullah (SallALLAHu Aley*hi ve Sellem) şöyle buyurdu: "İnsanların en hayırlısı, insanlara en menfaatti olan*da" [72] Hadis-i Şerifinin verdiği müjdeye nail olmaya gayret etmeliyiz. [73]

    Mevlâ Tealânın Rahman Ve Rahim Oluşunu, Dolayısıyla Kullarına Çok Büyük İyiliklerde Bulunduğunu Beyan Eden Diğer Ayet-i Kerimeler Ve Meal-i Şerifleri

    1- "O, öyle bir ALLAH'tır ki, ondan başka hiç bir ilâh yoktur. (O) gizliyi de bilendir, aşikârı da. O (kullarını), çok acıyan ve çok esirgeyendir." (Haşr:

  2. #2

    Standart RE: Ruhul Furkan Tefsİrİ Fatİha SÜresİnİn Devami

    RABITA hocam Allah razı olsun,Emeğinize sağlık

  3. #3
    İSTİKAMET GÜVENLİK ARAL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    25.12.2007
    Bulunduğu yer
    İSTANBUL
    Mesajlar
    10.122

    Standart

    güncelleme

  4. #4
    Istikamet Özel Üye nekre - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    02.02.2007
    Bulunduğu yer
    istanbul
    Mesajlar
    2.243

    Standart

    Yalnızlığın koyulaştığı anlarda, “Yalnız değilsin!” dercesine birden çıkıverir kimi yaşlar.
    Çok değil, iki damla… Bu iki damla yoldaş olur insana yalnızken yollarda.

    İnsanın “Gitmez!” dediklerinin gittiği veya “Döner!” diye beklediklerinin gelmediği bir zamanda akan iki damla yaşın adı,
    sabırdır.

    Ve geri dönüşü olmayan yolların en doğru kavşağıdır ıslak kirpiklerin çizdiği kavis.


+ Konuya Cevap Yaz

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok