Editör’ün Notu
Bu ayki röportajımızı Ahmet Saban Hocamızla gerçekleştirdik. Hoca efendi; uzun zamandır Beyan dergisine yazıları ile destek vermektedir. Özellik uzmanlık alanı olan fıkıh üzerine yazılar yazmaktaydı. Yeni çıkardığı namaz kitabında, namazı bütün yönleri ile ele aldı.
Bir benzeri daha olmayan kitabını ve güncel meseleleri sorduk hocamızda cevapladı...

Beyan:
–Hocam Beyan okurları uzun yıllardır yazılarınızdan istifade etmektedir. Beyan okurları için soralım "Ahmet Saban Hoca" kimdir?
Ahmet Saban Hoca efendi:
–Efendim öncelikle tüm Beyan okurlarını derinden saygı ve muhabbetlerimle selamlarım.
1973 yılında İstanbul'da doğdum. İlköğrenimimi Gaziosmanpaşa Cumhuriyet İlkokulunda tamamladım. Ortaokul ve Liseyi dışarıdan bitirdim. İlköğrenimden sonra kısa da olsa babamın işyerinde ayakkabıcılık mesleğini icra ettim. 1987 yılında babamın tutmuş olduğu ilk hocam Mehmet Efendiden Kur'an dersleri almaya başladım. 1989 yılına kadar Kur'an öğrenimim devam etti. Bu zaman zarfında Mescid–i Selam'dan (Tebliğ Cemaatinin Türkiye'deki Merkezi) defalarca tebliğ seferlerine çıktım. Bu seferlerde içimde ilme karşı büyük bir iştihak uyandı. Ve devamlı olarak okumaya karar verdim. Meseleyi rahmetli babama açtığımda hiç itiraz etmeden ilim yoluna girmeme müsaade etti. Böylece Rabbimin lütfü, rahmetli babamın vesilesiyle bu fakire ilim yolunun kapıları açılmış oldu.
1989 yılında Mürşidimiz üstad Hacı Mahmud Efendi Hazretlerinin irşadıyla Rize'nin Pazar ilçesi Tütüncüler Köyü Kur'an Kursuna gittim. Çünkü ilim hayatıma Karadeniz'in Medar–ı İftiharı Resul Bölükbaş Hoca efendinin tedrisatında başlayacaktım. İlk olarak İsmail Yılmaz Hoca Efendiden Arapça Gramer derslerini aldım. Daha sonra sırasıyla Halil Bölükbaş Hoca Efendiden devam ettim ve nihayetinde Yakup Kabalak Hoca Efendiden Fesahat ve Belagat ilimlerini tamamladım. Arapçadan sonra Resul Bölükbaş Hoca efendiden Fıkıh, Tefsir, Akide ve Hadis dersleri aldım. Şunu samimiyetle söyleyebilirim ki hayatımın en güzel günleri bu şirin köyde geçti. Yıllar geçmesine rağmen o güzel günlerin hatırasını unutamadım. Hatta birçok sabah uyandığımda o güzel köye, o güzel hatıralara dönmek isterim.
1994 yılında izdivaç sebebiyle İstanbul'a döndüm. 1995 yılında Resul Bölükbaş Hoca efendiden Hicazet aldım. Rize'den döndükten sonra 1 yıla yakın Bayrampaşa Yıldırım Mahallesi Hacı Mümin Cami'nde imamlık yaptım.
İstanbul'a döndükten sonra Seyyid Mazhar Baskın Hoca Efendiyle tanıştım ve kendisinden doğu usulü Arapça ve Fıkıh dersleri aldım.
1995 yılının sonunda vatani görevimi yapmak üzere askere gittim. Askerliğimi Artvin'in Hopa İlçesinde tabur imamı olarak tamamladım. 1997 yılında teskere aldım.
Can yoldaşım, ders arkadaşım biricik sevgili dostum Sinan Tunç kardeşim 1995 yılında Küçükçekmece Tevhid Kur'an Kursunda vazifeye başlamıştı. Bende askerden sonra Sinan Tunç kardeşimin yanında Tevhid Kur'an Kursunda vazifeye başladım. On yıla yakın süre Sinan kardeşimle beraber onlarca talebe yetiştirdik. Bu vazifemizin yanında 3 yıl Mehmet Savaş Hoca Efendinin Süleymaniye de vermiş olduğu fıkıh derslerine iştirak ettik. Mehmet Savaş Hocamızın yanında fıkıh melekemizde büyük gelişmeler oldu. Allah celle celaluhu kendisinden razı olsun. Kendisine hayırlı ve uzun ömürler ihsan eylesin.
İstanbul'un muhtelif yerlerinde birçok hoca efendinin derslerinde hazır bulundum. Hatta bir ara Şehit Mektubatçı Bayram Hoca Efendi'den fıkıh ve usul–ü fıkıh dersleri aldım. Kendisini büyük bir saygı ve rahmetle anıyorum. Halen Dr. Ahmet Efe ve Rıza Zirek Hoca Efendilerin derslerine devam etmekteyim ve Rabbimden bir ömür boyu bu aciz kulunu talebelikten ayırmamasını niyaz ediyorum.

Ahmet Saban Hoca efendi:

BEDENDE RUH NE İSE DİNDE FIKIH ODUR!...
Beyan:
–Dergideki yazılarınız daha çok fıkıh ağırlıklı oluyor. İslami yaşama açısından fıkhın önemi ortada. Fıkhın İslam'daki yeri nedir?
Ahmet Saban Hoca efendi:
–Bedende ruh ne ise, dinde fıkıh odur. Ruhsuz bir beden düşünülemeyeceği gibi fıkıhsız da bir din düşünülemez. Din fıkıhla yaşanır. Fıkıhla kaim olur. Mesela namaz kılacaksanız abdest almanız gerekir. Abdest alabilmeniz için abdesti bilmeniz gerekir. Bu bilginin yolu da fıkıhtan geçer.

Beyan:
– Hocam! Beyandaki yazılarınızda en çok üzerinde durduğunuz hususların başında Namaz gelmektedir. Namazı anlatan bir de kitabınız çıktı. Ne diyeceksiniz?
Ahmet Saban Hoca efendi:
Bu sorunuzun cevabına müsaade ederseniz üstad Necip Fazıl'ın bir şiiri ile başlamak isterim.
"Namaz, sancıma ilaç yanık yerime merhem
Onsuz ebedi hayat benim olsa istemem"
Gerçekten de üstad ne güzel ifade etmiş. Maddi manevi sancılarımızın ilacı manevi yaralarımızın merhemidir. Namaz yeter ki hakkıyla kılınabilsin.
Evet buyurduğunuz gibi Rabbimizin lütfüyle namaz hakkında bir kitabımız çıktı ve kitabımıza "Her Yönüyle Namaz" ismini verdik. Bu kitabımızda her yönüyle namazı işlemeye gayret ettik. Kitabımızın bir bölümünü namaza teşvik diğer bölümünü ise namazın fıkhî boyutuna ayırdık. Yani bir Müslüman'ın namazla ilgili kafasına takılan sorulara cevap vermeye çalıştık.
Rabbimden kitabımızı hayırlara vesile kılmasını ve tüm Müslümanları içindeki bilgilerden müstefid etmesini ve bu küçücük çalışmanın bizlere ahiret azığı olmasını niyaz ederim.

Ahmet Saban Hoca efendi:

NAMAZ KULLUĞUN ZİRVE NOKTASIDIR...
Beyan:
–Biri size namaz nedir diye sorsa vereceğiniz cevap ne olur?
Ahmet Saban Hoca efendi:
–Namaz kulluğun zirvesidir.

Beyan:
–Son zamanlarda namaz platformu diye bir hareket çıktı ortaya. Bu platformdan haberiniz var mı? Namaz platformu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Ahmet Saban Hoca efendi:
–Evet gerek basın yayından gerekse bazı hoca arkadaşlarımızdan namaz platformu hakkında haberdar olduk. Hatta platformun başkanı Ahmet Bulut Hoca efendi kardeşimle geçen Ramazan Sultan Ahmet Kitap fuarında kısa da olsa bir görüşmemiz oldu. Kendilerini bu yapmış oldukları çalışmalardan dolayı tebrik ettim.
Namaz platformu hakkındaki düşüncemiz. Namaz platformu gerçekten de güzel bir oluşum. Bugün namaz platformu kurulacak duruma gelinmesi Müslümanların namaza verdiği ehemmiyetin tezahürüdür. Tabiî ki bu çalışmaların kesintiye uğramadan devam etmesi de çok mühimdir. Bu hususta başta biz din görevlilerine daha sonra tüm Müslümanlara büyük görevler düşmektedir. Rabbim cümlemizin hak yolundaki çalışmalarını muvaffak eylesin. Amin!

Beyan:
–Hocam 1994 yılında izdivaç yaptığınızı söylediniz. O halde evlisiniz. Çocuğunuz var mı? Onları tanıyabilir miyiz?
Ahmet Saban Hoca efendi:
–Evet 1994 yılının ağustos ayında Rabbimin lütfüyle izdivaç yaptım. Ve ellerinizden öper Mustafa, Sevde, Selma ve Numan Kerem adında dört çocuğum var. Rabbim hepsini inş hayırlı evlat eylesin, bir ömür boyu Din–i Mübin–i İslam’ın ve Müslümanların hadimi eylesin.

Ahmet Saban Hoca efendi:

BEYAN DERGİSİ MÜSLÜMANLARIN HİZMET BAYRAĞIDIR

Beyan:
–Hocam! Konu beyan dergisine röportaj olunca, bir ilim ehli, hoca olarak basın hakkında düşüncelerinizi öğrenmek isteriz?
Ahmet Saban Hoca efendi:
–Bir geminin dümeni neyse bir ülkenin de basını odur. Geminin dümeni iyi bir kaptanın elinde olursa o gemi okyanusları aşar, istenilen yere ulaşır. Ancak kaptan iyi olmazsa o gemi ya karaya oturur yâda batar.
Ülkemizde bu temsilin örneklerini çok açık şekilde gördük. Şer güçler basın yayını kullanarak çok yakın zamanda ülkemizi milyarlarca dolar zarara uğrattılar. Hükümetleri düşürüp yerine hükümetler kurdurdular. Ne oldu kim kazandı?
Kimse kazanmadı. Bütün ülke kaybetti. Bu yüzden basının mutlaka emin insanlar elinde olması gerekir. Özellikle biz inanan insanlar olarak basın yayın faaliyetlerinde söz sahibi olmamız gerekir. Ki bu dümen emin insanların eline geçmiş olsun.
Sizleri de beyan dergisi olarak bu çalışmalarınızdan dolayı tebrik ediyorum. Allah celle celaluhu sa'yinizi meşkür etsin. Gerçekten çok zor günler geçirdiniz, ama yılmadınız dimdik ayakta durdunuz. Bugün 101. sayıya ulaşmış olmanız bunun açık göstergesidir. Ben şahsen beyan dergisinin geleceğini çok parlak görüyorum. Neden? Çünkü belli ilkelerden kesinlikle ödün vermiyorsunuz ve ilmi içerikten ayrılmıyorsunuz.
Buradan tüm Müslümanlara özellikle beyan dergisi okurlarına seslenmek istiyorum. Beyan dergisi biz Müslümanların hizmet bayrağıdır. Sakın ola bu bayrağı yere indirmeyelim. Gerek kendimiz abone olarak gerekse diğer Müslümanları abone yaparak bu hizmet bayrağını en üst burca dikelim inş.
Sizlere Fransa'da yaşayan Fransızca bilmeyen bir Yahudi'nin hikâyesini anlatmak istiyorum.
Yahudi dede bir gün torunuyla evinde otururken kapı çalınır. Torun kapıyı açtığında kapıda postacıyı görür. Postacı bir dergi getirmiştir. Dergi Yahudi dede adına gelmiştir ve o dede Fransızca bilmemektedir. Torun merak eder ve sorar:
"Dedeciğim, sen Fransızca bilmediğin halde neden Fransızca dergi alıyorsun?” Dede gülümseyerek cevap verir. "Evlat! Bu dergiyi bir Yahudi yayınlıyor. Ben belki bunun içindeki yazıları anlayamıyorum ancak şunu anlıyorum ki bu dergi sebebiyle Yahudiliğin sesi yükseliyor ve bizim duygularımız ifade ediliyor."

Ahmet Saban Hoca efendi:
BİZDEN SONRAKİ NESİLLERE YAŞANABİLİR BİR DÜNYA BIRAKMAK ZORUNDAYIZ!...
Beyan:
–Hocam! Gerek cemiyetin, gerekse fertlerin durumu ortada, insanlık nereye gidiyor? Geleceğe nasıl bakıyorsunuz?
Ahmet Saban Hoca efendi:
–Madalyonun iki yüzü var. Bir yüzünde fitne fesat almış gidiyor. Diğer yüzünde ise şuurlu insanların hizmet faaliyetleri doruk noktaya çıkmış.
İnsanların nereye gittiğine gelince burada sonuç her şey olabilir. Yani durumumuz hareket halindeki tekeri patlayan bir otobüse benziyor. Hiçbir zararı olmadan yolun kenarında da durabilir yada Allah muhafaza takla da atabilir.
Tabiî ki burada sadece yapılan yanlışlıkları eleştirmek çözüm değildir. Bu yanlışlıklara nasıl dur denebilir? Bir Müslüman olarak bu kötü gidişata set çekmede bizim misyonumuz ne olmalı? Bunları çok iyi düşünüp aklıselim ile şuurlu bir şekilde hareket etmemiz gerekir.
Şu da unutulmamalıdır ki; Karanlığa küfretmekle karanlık aydınlanmaz. Karanlığı aydınlatmak için bir mum yakmak gerekir. Hepimiz karanlık bir mekânda toplansak ve sabaha kadar karanlığı kötülesek, karanlığa lanet etsek karanlık aydınlanmaz. Ancak birer mum yaksak her taraf ışıl ışıl olur. Bugün şuurlu Müslümanların manevi mumlarını yakma günüdür.
Geleceğe bakışımızı sordunuz.
Hiçbir zaman hiçbir Müslüman gelecekten umudunu kesemez. Daima ümitvar olmak zorundadır. İçindeki iman kudretini zaafa uğratmadan imanından aldığı güçle daima gelecek için çalışmak zorundadır. Yarın kendinden sonraki nesillere yaşanılabilecek bir dünya bırakmak en büyük vazifesidir. Bugün kimi Müslümanları gelecekten umudunu yitirmiş olarak görmekteyiz. Toplumdaki kötü gidişatın hiçbir zaman hiçbir şekilde düzelmeyeceği kanaatini taşımaktadırlar. Ne kadar yanlış bir düşünce.
Geçmiş bir zamanda okyanusun sahilinde yüz binlerce kaplumbağa görülmüş bazı insanlar kaplumbağaları okyanusa atıp hayata çevirme gayreti içerisine girmişler. Orada bulunan umutsuz birisi kaplumbağayı okyanusa atan kişiye "Bu yüz binlerce kaplumbağayı nasıl kurtaracaksın? Bırak bu işten vazgeç” demiş. O anda kaplumbağaları okyanusa atan kişinin elinde bir kaplumbağa bulunuyormuş. Onu da okyanusa atmış ve o ümitsiz kişiye demiş ki "Bak biri daha kurtuldu"

Beyan:
–Son olarak gerek kamuoyuna gerekse beyan okurlarına söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Ahmet Saban Hoca efendi:
–Rabbimizin ifadesiyle "Dünya hayatı ancak bir oyundan ibarettir." Bu oyuna kapılıpta ebedi hayatımızı unutmayalım. Önümüzde çok zorlu günler çok uzun menziller var. Bu zorlu günlerin kolaylığı, uzun menzillerin kısalığı, elimizdeki fırsatları iyi değerlendirmeye bağlıdır. Hayatımızın her anını iyi değerlendirelim. Ömrümüz boş işlerle geçmesin. Yarın mahşer gününde duyacağımız pişmanlık bize hiçbir fayda sağlamaz.

Son sözlerim olarak hepinize derinden saygı ve hürmetlerimi arz ederim. Allaha emanet olun. Bu fakiri de duada unutmayın inş!!