+ Konuya Cevap Yaz
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 ve 2

Konu: Hz. Musa İle Hizir (a.s.)'in YolculuĞu

  1. #1
    MAHMUDHOCA
    Gast

    Standart Hz. Musa İle Hizir (a.s.)'in YolculuĞu

    HZ. MUSA İLE HIZIR (A.S.)'IN YOLCULUĞU

    Kur’anı Kerim’den sonra kitapların şahı, en büyük hadis kitabı, Sahihi Buharî’den:
    Peygamberimiz, Sallü Aleyhi ve Sellem Efendimiz anlatıyor

    "Mûsâ Peygamber, İsrâîloğulları içinde
    hitab edici olarak ayaga kalkmıştı.
    Kendisine:
    İnsanların en âlimi kimdir? diye soruldu.
    Mûsâ:
    Benim,diye cevâp verdi.

    Ve bu husustaki ilmi (‘Allah en iyi bilendir.’ diyerek) Allah'a havâle etmediğinden dolayı, Allah ona itâb etti. Ve Allah ona:
    “İki denizin birleştiği yerde benim bir kulum var ki, o senden daha âlimdir” diye vahyetti. Mûsâ:
    Yâ Rabb, ben ona nasıl yol bulayım? dedi.
    Ona:
    Berâberine bir balık alırsın, o balığı bir zenbîl içine koyarsın. Balığı nerede kaybedersen, işte o kul, oradadır! buyurdu.
    Bundan sonra Mûsâ Aleyhi’sSelâm bir balık aldı, akabinde onu bir zenbîl içine koydu, sonra Mûsâ gitti, berâberinde kendisine hizmet eden genci Yûşâ İbn Nûn Aleyhi’sSelâm’da gitti. Nihayet (iki denizin birleştiği yerdeki) kayanın yanına geldiklerinde ikisi de başlarını yere koyup uyudular. Balık zenbîlin içinde debelendi ve zenbîlden sıçrayıp dışarı çıktı, akabinde denize düştü. Allah ondan suyun akışını tuttu da deniz içinde kendine su künkü gibi (bir boşluk bırakarak) yol açtı. Nihâyet deniz suyu onun üzerinde tâk gibi oldu.
    Mûsâ uyanınca:
    Arkadaşı Yûşâ Mûsâ'ya balığı(n harika işini) haber vermeyi unuttu. O günlerinin kalanı ile bütün gece gittiler, nihâyet ertesi sabâh olunca
    Mûsâ hizmetçisine:
    Kuşluk yemeğimizi getir, bu seferimizden yorgunluk duyduk, dedi.
    Dedi ki:
    "Halbuki Mûsâ emrolunduğu o yerin ötesine geçmedikçe yorgunluk duymamıştı. Hizmetçisi:
    Gördün mü, kayanın dibinde barındığımız zamân balığın gittiğini haber vermeyi unutmuşum. Onu söylememi bana, şeytândan başkası unutturmadı. Balık deniz içinde, şaşılacak bir sûrette yolunu alıp gitti, dedi.
    Ve balığın suya girmesinde, balık için bir yol meydana geldiğini söyledi.
    Deniz içinde böyle bir yolun meydana gelmesi Mûsâ ile gencine hayret edilecek birşey olmuştu.
    Mûsâ:
    Zâten bizim arayacağımız, şey bu idi, dedi.
    Ve izlerinde geri döndüler."
    "Geldikleri yoldaki ayak izlerine basa basa döndüler.
    Nihâyet o taşın yanınâ vardıklarında, üzerine bir elbise örtülmüş bir zât gördüler.
    Mûsâ ona selâm verdi.
    Hızır da Mûsâ'ya:
    Bu senin bulunduğun yerde "Selâm" nereden? dedi.
    O da:
    Ben Mûsâ’yım, dedi.
    Hızır:
    İsrâîl oğulları'nın Mûsâ'sı mı? diye sordu.
    Evet, ben sana, sana öğretilmiş olan rüşd ve hidâyetten bana da bir şey öğretmen için geldim, dedi.
    Hızır:
    Doğrusu sen benim berâberimde aslâ sabredemezsin yâ Mûsâ! Ben, Allah'ın ilminden bana öğrettiği bir ilim üzerindeyim ki, onu sen bilemezsin. Sen de Allah'ın ilminden sana öğrettigi öyle bir ilim üzerindesin ki, onu da ben bilemem, dedi.
    Mûsâ:
    Beni inşâ sabırlı bulacaksın, sana hiçbir işte âsî olmayacağım, dedi.
    Hızır:
    Eğer bu sûrette bana tâbi' olacaksan, ben sana anıp söyleyinceye kadar sen bana hiçbirşey sorma, dedi.
    Bunun üzerine Hızır ile Mûsâ (gemileri olmadığı için) deniz kıyısında yürüyerek gittiler. Yanlarına bir gemi uğradı. Kendilerini gemiye yüklesinler diye gemicilerle söyleştiler.
    Gemiciler Hızır'ı tanıdılar ve bu sebeble onları ücretsiz olarak gemiye aldılar. Hızır ile Mûsâ gemiye bindiklerinde, Mûsâ, Hızır'ın gemi levhalarından (yânî tahtalarından) birini keser ile sökmüş olduğunu gördü. Mûsâ hemen Hızır'a:
    Bu gemiciler topluluğu bizi gemilerine ücretsiz almışlarken sen onların gemilerine kasdedip içindekileri batırmak için mi gemiyi deliyorsun?
    And olsun sen büyük bir iş yaptın, dedi.
    Hızır:
    Ben sana “Berâberimde aslâ sabredemezsin!” demedim mi? dedi.
    Mûsâ:

    Unuttuğum şeyden dolayı beni muâhaze edip cezâlandırma ve bana şu arkadaşlık işinde güçlük gösterme, dedi."
    Rasûlullah Sallü Aleyhi ve Sellem:
    "Bu, Mûsâ tarafından olan unutmanın birincisi oldu." buyurdu.
    Dedi ki: "O sırada bir serçe kuşu geldi de geminin kenârına kondu ve denizden bir gaga su aldı. Hızır, Mûsâ’ya:
    Benim ilmimle senin ilmin, Allah'ın ilminden ancak şu serçenin bu denizden eksilttiği şey gibidir. dedi.
    Sonra gemiden çıktılar, müteâkıben onlar deniz kenârında yürüdükleri sırada Hızır, oğlanlarla beraber oynamakta olan bir oğlan çocuğu gördü. Akabinde Hızır, o çocugun başını, eliyle tuttu ve onu eliyle koparıp, çocugu öldürdü. Mûsâ, Hızır'a:
    Tertemiz bir canı, diğer bir can karşılığı olmaksızın öldürdün. And olsun sen çok kötü bir iş yaptın, dedi.
    Hızır:
    Ben sana berâberimde aslâ sabredemezsin demedim mi? dedi ve:
    Bu, birinciden daha da şiddetlidir, diye söyledi.
    Mûsâ:
    Eğer bundan sonra sana birşey sorarsam, artık benimle arkadaşlık etme. O takdîrde tarafımdan muhakkak bir özre ulaşmışsındır. (Benden ayrılmakta ma'zeretli sayılmışsındır), dedi.
    Yine gittiler. Nihâyet bir memleket halkına vardılar ki, ora ahâlîsinden yemek istedikleri hâlde kendilerini misâfir etmekten çekinmişlerdi.

    Derken orada yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular (Yıkılmaya yüz tutmuş ma'nâsına onun meyletmiş olduğunu söyledi.) Hızır kalkıp o duvarı eliyle doğrultu verdi.
    Mûsâ O’na:
    Bunlar öyle bir kavim ki, biz onlara geldik onlar bizi doyurmadılar ve bizi misâfır etmediler; isteseydin elbet buna karşı bir ücret alabilirdin, dedi
    Hızır:
    İşte bu, benimle senin arandaki ayrılıktır, dedi ve: İşte üzerinde sabredemediğin şeylerin içyüzü budur (Âyet 182)”: kavline kadar söyledi.
    Rasûlullah Sallü Aleyhi ve Sellem: "Çok arzû ettik ki Mûsâ sabretmiş olsaydı da aralarında geçen mâceranın haberlerini Allah’ da bize anlatsaydı buyurdu.
    "Her sağlam gemiyi zorla alan bir melik vardı. İşte ben, gemi o hükümdâra uğradığı zamân ayıplı olmasından dolayı onu terketmesini istedim. Gemiciler o hükümdârı geçtikleri zamân, bu delik gemiyi iyileştirdiler ve onunla faydalandılar (gemi ellerinde kaldı.)"
    "O öldürülen çocuğun anababası iki mü'min idiler. Çocuk ise kâfir idi. Biz o mü'min anababayı bir azgınlık ve kâfirlik bürümesinden, çocuk sevgisinin onları, o çocuğun dîni üzere ona mutâbaat etmelerinden endîşe ettik.
    İstedik ki, onların Rabbi bunun yerine kendilerine temizlikçe daha hayırlısını, merhametçe daha yakınını versin.”
    “Duvar ise şehirdeki iki yetim çocuğa aitti. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı. Babaları da salih bir kimseydi. Rabbin onların erginlik çağına ulaşmasını ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarmalarını istedi...” Buhâri, Kitâbü’tTefsîr,246



    Yûşa Aleyhisselam balığın suya atlayıp kaybolduğunu söylemeyi unutmuştu.
    Konakladıkları yerden yola koyulup uzaklaşmışlar sabah olmuş ve acıkmışlardı. Hz.Musa hizmetçisine yorulduk kuşluk yemeğimizi getir yiyelim deyince hizmetçisi balığın kaybolduğunu hatırladı.
    Bana bunu ancak şeytan unutturdu dedi.
    Hz.Musa zaten biz bunu bekliyorduk dedi ve geri döndüler.
    Geri döndüklerinde Hızır Aleyhisselam’ı uyur vaziyette buldular...
    Hz.Musa Hızır Aleyhisselam’ın ilmine tanık olmak için yanında bulunmak için izin istediğinde Hızır Aleyhisselam benim yaptıklarıma sabredemezsin dedi.
    Hz.Musa ısrar edince yola koyuldular.
    Rivayetlerin bundan sonrasında üç hadise ile karşılaştılar her defasında Hz.Musa sabredemeyip Hızır Aleyhisselam’ı eleştirdi, yaptıklarının hikmetini sordu. Ve hikmetli cevaplarla Hızır’ın ilmine tanık oldu. Ancak Peygamber Efendimiz’in buyurduğu gibi keşke Hz.Musa biraz daha sabretseydi de aralarında geçenleri daha fazla bilebilseydik.

  2. #2

    Standart

    Allah razı olsun. Paylaşımın için sağol

+ Konuya Cevap Yaz

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok