+ Konuya Cevap Yaz
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 ve 3

Konu: Kur'an Da Zİkredİlen Kiyamet Alametlerİ

  1. #1
    MAHMUDHOCA
    Gast

    Standart Kur'an Da Zİkredİlen Kiyamet Alametlerİ

    İnsanları öldürdüklerini, öldürdükleri insanların etlerini yediklerini, bahar günlerinde bütün yemişi yiyip bitirdiklerini ve ekin ve sebzeleri yediklerini söylemişlerdir. İşte Ye'cüc ve Me'cüc'ün bu hareketlerinden, bahsi geçen kavim bıkmış, usanmıştı. Karşılarında Zülkarneyn'i görünce ondan yardım istediler. Hatta "Bize yardım edersen, sana vergi, yani para da veririz."



    Bütün mahlûkat, mevcudat fânîdir, Allah Celle Celâluhu'ndan başka. Fânî olan her şeyin takdir edilmiş vadesi, ömrü vardır. İnsandan hayvana, bitkilerden dağlara, taşlara, denizlere, göklere ve göklerde bulunanlara varıncaya kadar bildiğimiz ve bilmediğimiz bütün yaratıkların takdir edilmiş bir eceli bulunmaktadır. Bunun yanında içinde bulunduğumuz dünya ve dünyanın da içinde bulunduğu bu evrenin de bir eceli ömrü ve vadesi bulunmakta olup; bunun adı "kıyamet"tir.

    İnsanlık tarihinin başlangıcından bugüne kadar, "dünyanın ömrünün sona ereceği bir gün"den sürekli bahsedile gelmiştir. Dünyanın sonunun gelmesinin yani kıyametin kopmasının sonrasında büyük bir hesap gününün varlığından bahsedilmekte, o güne hazırlık yapılması gerektiği anlatılmaktadır.

    Kıyamet ile ilgili haberlerin en sağlamı hiç şüphesiz Kur'an–ı Kerîm'de geçmektedir. Kur'an–ı Kerîm'de birçok âyet–i kerîmede kıyametten bahsedilirken, sadece birkaç âyet, kıyamet kopmadan önce meydana gelecek alâmetlerden ve olaylardan bahsetmektedir.

    Kur'an–ı Kerîmde bahsi geçen kıyametin söz konusu habercisi olaylar şunlardır:

    1–Ye'cüc ve Me'cüc'ün ortaya çıkması,

    2–Dabbetü'l–arz'ın çıkışı,

    3–Duman'ın çıkışı,

    3–İsa Aleyhisselâm'ın zuhuru.



    Ye'cüc ve Me'cüc'ün ortaya çıkması:

    Zülkarneyn Aleyhisselâm batıda yapacağı icraatı yaptıktan sonra doğuya hareket eder. Orada da birçok icraatlarda bulunur. Bize bunları Kur'an–ı Kerîm haber vermektedir. Netice itibariyle yerküre üzerinde birçok icraat yaptıktan sonra:

    "Sonra yine bir yol tuttu." (1) Ve öyle bir yere gelip dayandı ki:

    "Nihayet iki dağ arasına ulaştığında onların önünde, hemen hiçbir sözü anlamayan bir kavim buldu." (2)

    Buranın neresi olduğu konusunda ciddî bir bilgi yoktur. Değişik onlarca yorum ve tahminler bulunmaktadır. Asya'nın en doğusu diyenler olmuş, Orta Asya diyenler olmuş, Türkistan diyenler olmuş, Sibirya diyenler olmuş, Kafkaslar diyenler olmuş; daha birçok değişik yer ismi verenler olmuştur. Her şeyin en doğrusunu Allah Celle Celâluhu bilir. Bu kavim karşılarında bir peygamber görünce:

    "Dediler ki: Ey Zülkarneyn! Bu memlekette Ye'cüc ve Me'cüc bozgunculuk yapmaktadır. Bizimle onlar arasında bir sed yapman için sana bir vergi verelim mi?" (3)

    Bu kavmin şikayeti, Ye'cüc ve Me'cüc'ün bozgunculuk yapmasıydı. Nasıl bir bozgunculuk olduğuna gelince İslâm âlimleri bunda da değişik görüşler ortaya atmışlardır. Çoğunluk; onların insanları öldürdüklerini, öldürdükleri insanların etlerini yediklerini, bahar günlerinde bütün yemişi yiyip bitirdiklerini ve ekin ve sebzeleri yediklerini söylemişlerdir. İşte Ye'cüc ve Me'cüc'ün bu hareketlerinden, bahsi geçen kavim bıkmış, usanmıştı. Karşılarında Zülkarneyn'i görünce ondan yardım istediler. Hatta "Bize yardım edersen, sana vergi (yani para) da veririz." dediler.

    "Dedi ki: Rabbimin beni içinde bulundurduğu nimet ve kudret daha hayırlıdır. Siz bana kuvvetinizle destek olun da, sizinle onlar arasına aşılmaz bir engel yapayım." (4)

    Zülkarneyn Aleyhisselâm, o kavimden maddî yardım yerine bilfiil güçleri ile yardımda bulunmalarını ister. Bu engel yani sed konusunda birçok ilahî sır ve hikmetler bulunmaktadır. Niçin savaş değil de sed? Bütün peygamberler cihad etmişler ve tebliğde bulunmuşlardır. Niçin Zülkarneyn Aleyhisselâm'a savaşmak yerine sed yapması teklif edilmiştir? İşte burada çok büyük incelikler bulunmaktadır. Netice itibariyle Zülkarneyn Aleyhisselâm sed yapmaya karar verir ve onlara der ki:

    "Bana demir kütleleri getirin. Nihayet dağın iki yanı arasını aynı seviyeye getirince (vadiyi doldurunca): Üfleyin (körükleyin)! dedi. Artık onu kor haline sokunca: "Getirin bana, üzerine bir miktar erimiş bakır dökeyim." dedi." (5)

    Burada çok büyük işaretler bulunmaktadır. Bir defa bu öyle bir teknoloji ki, dağ gibi sed yapılıyor, demirler kızdırılıp kor hâline getiriliyor, sonra da üzerlerine erimiş bakır dökülüyor. Bunu bugünün teknolojisiyle dahi yapmak mümkün değildir. Hangi insan o erimiş bakırın yanına yanaşabilir. Bir yanda bu büyük bir mucize, diğer yanda da peygamberlere verilen bilgi, ilim ve sanayinin çok açık bir belirtisi var. Süleyman Aleyhisselâm'a verildiği gibi.

    Bir diğer konu da bu Ye'cüc ve Me'cüc taifesinin ne kadar tehlikeli yaratıklar olduğudur. Bu öyle bir taifedir ki, onlardan kurtulmak için önce demir kütleleri ile bir duvar, sed yapılıyor, sonra yapılan bu sed sayesinde Ye'cüc ve Me'cüc'ün önüne engel çekilmiş oluyor. Ancak bu da yetmiyor; bu seddin üzerine erimiş kor bakır dökülüyor. Aklımıza şöyle bir şey gelmiyor değil. Bundan birkaç yıl önce Rusya'da meydana gelen Çernobil faciasını hatırlıyoruz. O Çernobil'den dünyaya yayılan zehirli radyasyon maddesinin bulaştığı her şey, yerin altına gömüldü. Gömülmekle kalınmadı; üzerlerine kireç karışımı asitler ve tonlarca beton dökülerek örtülmeye çalışıldı. Bunların birkaç yüz sene tesirlerini devam ettirebilecekleri söyleniyor.

    Bu yapılan sed o kadar sağlam ve muhkem olmuştur ki,

    "Bu sebeple onu ne aşmaya muktedir oldular, ne de onu delebildiler." (6)

    Seti aşamadılar ve o bahsi geçen kavim de Ye'cüc ve Me'cüc taifesinin bozgunculuk ve fesadından kurtuldu. Sonra,

    "Zülkarneyn: Bu, Rabbimden bir rahmettir. Fakat Rabbimin vadi gelince, O, bunu yerle bir eder. Rabbimin vadi haktır dedi." (7)

    Yeryüzünde neler yıkılıp aşılmadı, neler geçilmedi ki, bu sed geçilmesin. Fakat bu sed geçilmedi. Demek ki, bu sedde farklılık var; bu sed başka manilere benzemiyor. İşte bu yapılan iş, Rabbimizin bir rahmetidir.

    "O gün (kıyamet gününde bakarsın ki,) biz onları, birbirine çarparak çalkalanır bir hâlde bırakmışızdır. Sûr'a da üfürülmüş, böylece onları bütünüyle bir araya getirmişizdir." (8)

    O gün hangi gün? Ye'cüc ve Me'cüc'ün birbirine çarparak, çalkalanarak, serbest bırakıldıkları gün… Yeryüzüne akın edecekler, Zülkarneyn Aleyhisselâm'dan önce olduğu gibi hatta daha şiddetle bozgunculuğa, fesada ve saldırıya başlayacaklar.

    "Nihayet Ye'cüc ve Me'cüc (sedleri) açıldığı ve onlar her tepeden akın ettiği zaman" (9)

    Bu zaman kıyametin çok yakın olduğu bir zamandır. İşte nedenledir ki, Ye'cüc ve Me'cüc'ün sedlerini aşarak dünyayı felakete sürükleyecekleri zaman kıyamet alâmetlerindendir. An be an o günü beklemekteyiz.

    Elmalılı Hamdi Yazır der ki: "Bahsi geçen kavim, tefsir bilginlerinin naklettikleri üzere Türkler idiyse, burada, Zülkarneyn'e kuvvetle yardım eden Türklerin, geçmişte yeryüzünü bozgunculuktan kurtarmak için yaptıkları hizmetin önemi anlatılmış olmaktadır. Böylece yüce Peygamberimizin peygamber olarak gönderilmesinden sonra da İslâm'a yapacakları hizmete işaret edilmiş olunmaktadır. Ve şu hâlde Türklerin yok olması; Ye'cüc ve Me'cüc seddinin yıkılıp, yeryüzü düzenini bozulması demek olacaktır ki, bu kıyametin alâmetlerindendir. (10)

    Bir hadis–i şerif ile Ye'cüc ve Me'cüc bahsini kapatalım.

    Zülkarneyn Aleyhisselâm seddi yaptığı günden bu güne Ye'cüv ve Mec'cüc seddi yıkmak için uğraşmaktadır. Ta ki takdir edilen vakte kadar bu uğraşı devam edecektir.

    "...Sedde açılan delikten insanların üzerine boşanırlar. Önlerine çıkan suları içip, kuruturlar. İnsanlar onlardan korkup kaçarlar. Ye'cüc ve Me'cüc göğe bir ok atar. Bu ok kana bulanmış olarak kendilerine geri döner. Şöyle derler: " 'Arzda olanları ezim ezim ezdik, semada olanları da alçaltıp alt ettik.' Allah onları enselerinden yakalayacak bir kurt gönderir. Bu kurt onları toptan helâk edip, her birini parçalanmış hâlde yere serer. Muhammed'in nefsini elinde tutan Zat'a yemin olsun ki, yeryüzündeki bütün hayvanlar, onların etinden yiyerek canlanır ve semirir." (11)



    Dabbetü'l–arz'ın çıkışı

    "Dabbe"; "yürüyen hayvan", "mahlûk", "debelenme" mânalarında kullanılır. Daha açık ifade ile; haşereler için, hatta kurtlar için de kullanılır.

    Allah Celle Celâluhu Kur'an–ı Kerîm'de hayvanlardan (canlılardan) bahsederken "Dabbe" kelimesini kullanmaktadır. Nur sûresinde "Allah, her canlıyı (her dabbeyi)... (12) buyrulmaktadır. Bir başka âyet–i kerîmede de: "Yeryüzünde yürüyen her canlının (dabbenin).." (13) buyrulmaktadır.

    Bu ve benzeri âyet–i kerîmelerden anlaşıldığı üzere Allah Celle Celâluhu "Dabbe" kelimesini hayvanlar için kullanmıştır. "Dabbetü'l–arz" da "Yer hayvanı" manasına geliyor.

    Kur'an–ı Kerîm'de:

    "O söz başlarına geldiği (kıyamet yaklaştığı) zaman, onlara yerden bir Dabbe (mahlûk) çıkarırız da, bu onlara insanların âyetlerimize kesin bir iman getirmemiş olduklarını söyler." (14)

    Bu konuda da İslâm âlimleri değişik görüşlerde bulunmuşlardır. Her ne kadar Kur'an âyetlerinde "Dabbe"nin karşılığı hayvan, yürüyen, debelenen hayvan olarak gelmişse de, bu âyet–i kerîmede konuşacak olan bir "Dabbe"den bahsedilmektedir. Ne zaman çıkacağını âyet–i kerîme, kıyametin yaklaştığı zaman olarak bildirmektedir. Kıyametin yaklaştığı zaman çıkacak olan "Dabbe" şüphesiz kıyametin alâmetlerindendir. "Dabbe" ile ilgili olarak birkaç görüşü aktaralım:

    Denilmiştir ki: "Bununla, cehalet ve bilgisizlikte hayvanlar gibi olan, en şerli kimseler kast olunmuştur."

    Kadı Beydavî, "Dabbe"yi, "casus" olarak açıklamıştır. Ebû Suûd da "Dabbe"yi aynı şekilde "casus" olarak anlamıştır. Her şeyin en doğrusunu Allah bilir. Açık olarak bilinen bir şey var ki, kıyamet yaklaştığı zaman yerden bir "Dabbe", mahlûk çıkacak ve iman etmemiş insanların yüzlerine karşı kâfir olduklarını söyleyecektir.

    "Dabbetü'l–arz" ile ilgili bir hadis–i şerifte Resûlullah Sallu Aleyhi ve Sellem Efendimiz şöyle buyurmaktadır:

    "Dabbetü'l–arz, beraberinde Hz. Musa'nın asası ve Hz. Süleyman'ın mührü olduğu hâlde çıkar. Asa ile mü'minlerin yüzünü cilalar, mühür ile kâfirlerin burnuna damga basar. Öyle ki, sofra ehli toplanınca biri diğerine (yüzündeki parlaklıktan dolayı "Ey mü'min!" der, diğeri de (öbürüne, burnundaki mühür damgası sebebiyle "Ey kafir!" der. (15)

    Dabbetutü'l–arz ile ilgili bir başka hadis–i şerifte de:

    "Çıkış itibariyle kıyamet alâmetlerinin ilki, güneşin battığı yerden doğması, kuşluk vakti insanlara Dabbetü'l–arzın çıkmasıdır. Bunlardan hangisi önce çıkarsa, diğeri de onun hemen peşindedir." (16)

    Çıkacak olan bu taife–i mahlûkat, kâfirlerin ve Ye'cüc ve Me'cüc'ün bozgunculuk ve fesadına karşı büyük bir savaş verecek; gerek kâfirlerin, gerekse Ye'cüc ve Me'cüc'ün, hem yaptıkları tahrifatı düzeltecek, hem de kendilerini perişan edecektir.



    İsa Aleyhisselam'ın zuhuru

    Kur'an–ı Kerîm'de zikredilen kıyamet alâmetlerinden biri de Hz. İsa Aleyhisselâm'ın zuhur etmesidir. Onun şu an itibariyle bulunduğu makamdan yeryüzüne inmesidir. Bu, üzerinde çokça tartışma yapılan ve çok değişik yorumlara sebep olan bir konudur.

    Önce kâinatın Efendisini dinleyelim:

    Resûlullah Sallu Aleyhi ve Sellem buyurdular ki:

    "Ümmetimden bir grup, hak için muzaffer şekilde mücadeleye kıyamet gününe kadar devam edecektir. O zaman Meryem oğlu İsa da iner. Müslümanların reisi ona: "Gel, bize namaz kıldır!" der. Fakat Hz. İsa:

    "Hayır!" der, "Allah'ın bu ümmete bir ikramı olarak siz birbirinize emirsiniz!" (17)

    Bir başka hadis–i şerifte de:

    "Vi, Meryem oğlu (İsa Aleyhisselâm), Feccu'r–ravhâ adlı mevkide, hac yapmak veya umre yapmak yahut da her ikisini birlikte yapmak için telbiye getirecektir." (18)

    Resûlullah Sallu Aleyhi ve Sellem, "İsa Aleyhisselâm tekrar yeryüzüne inecek" buyurduktan sonra fazla söze gerek yok. Ancak yapılan itirazlara cevap olması için bazı açıklamalar yapmak gerektiği kanaatindeyiz.

    Kur'an–ı Kerîm'de, İsa Aleyhisselâm'ın zuhurunu haber veren âyet–i kerîmeler Zuhruf sûresinde geçmektedir. Adı geçen âyet–i kerîmelerde de bu zuhur işaret kabilinden haber verilmektedir. Zuhruf sûresinin 57. âyet–i kerîmesinden başlayarak Aralıksız 66. âyet–i kerîmesine kadar İsa Aleyhisselâm'dan haber verilmektedir:

    "Meryem oğlu İsa, bir misâl olarak anlatılınca senin kavmin hemen bağrışmaya başladılar." (19)

    Âyet–i kerîmenin nüzûlü zamanında hem puta tapan kafirler bulunuyor, hem de (hâşâ) İsa Aleyhisselâm'a tanrı diyen tahrif edilmiş din mensupları… İsa Aleyhisselâm ile ilgili doğru haberler gelmeye başlayınca:

    "Bizim tanrılarımız mı hayırlı, yoksa o mu? dediler. Bunu sana ancak tartışmak için söylediler. Doğrusu onlar kavgacı bir toplumdur." (20)

    İsa Aleyhisselâm'a attıkları iftiraya Allah Celle Celâluhu şöyle cevap vermektedir:

    "O, sadece kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek kıldığımız bir kuldur." (21)

    Tahrif edilmiş dinin mensupları, İsa Aleyhisselâm için (hâşâ) "O, Allah'ın oğludur.", bir noktada da (hâşâ) "O, tanrıdır." diyorlardı. Allah Celle Celâluhu onların bu yalan ve iftirasını reddederken, siz İsa'nın babasız dünyaya gelmesini fırsat bilerek bunu iftiralarınızla donattınız. Biz dileseydik:

    "Eğer dileseydik, içinizden, yeryüzünde yerinize geçecek melekler yaratırdık." (22)

    Evet, yerinize melekleri getirir, onlar siz gibi isyan ve şirk içinde olmadan bize ibadet ederlerdi.

    "Şüphesiz ki o (İsa), kıyametin (ne zaman kopacağının) bilgisidir. Ondan hiç şüphe etmeyin ve bana uyun; çünkü bu, dosdoğru yoldur." (23)

    İsa Aleyhisselâm babasız dünyaya gelmiş, ölüleri diriltmeye muvaffak olmuş, ağır hastaları iyileştirmiştir. Bütün bunları kudret–i ilahî ile yapmıştır. Bu kadar üstün mucizelerle, ilim ve bilgi ile donatılan İsa Aleyhisselâm kıyametin de kopacağı zamanın bir işaretidir. O işaret de, kıyamete yakın bir zamanda yeryüzüne inişidir. Fahruddin er–Râzî bu âyet hakkında şöyle açıklamada bulunur:

    Cenab–ı Hak, "Şüphe yok ki, o, yani Hz. İsa, Saat'in ilmidir. Yani, sayesinde kıyametin bilindiği alâmetlerden bir alâmettir." Böylece, bir şeye delâlet eden alâmet sayesinde o şey bilinip anlaşıldığı için, "ilim" adını almıştır. İbn Abbas da, bu ifadeyi (le'alemun) şeklinde okumuştur ki, bu, alâmet, belirti demektir. Yine bu ifade, (le'l–ılmu) şeklinde de okunmuştur. Ubey bin Ka'b ise (le'zikrun) şeklinde kıraat etmiştir. Konuyla ilgili hadiste şu yer almaktadır.

    "İsa, elinde mızrağı olduğu halde, Arz–ı Mukaddes'te, kendisine Efik adı verilen bir tepeye iner. Mızrağı ile Deccal'i öldürür; peşinden imamın cemaate namaz kıldırdığı bir sırada, sabah namazında Beyt–i Makdis'e gelir. Bunun üzerine imam, geriye çekilir, fakat Hz. İsa onu yine ileri sürer ve o imamın arkasında, Hz. Muhammed'in şeriatına göre namaz kılar. Daha sonra domuzları öldürür, haçı kırar, havra ve kiliseleri tahrip eder ve kendisine inananlar hariç tüm hıristiyanları öldürür."

    Cenab–ı Hak: "Artık bunda sakın şüpheye düşmeyin. Bana, yani benim hidayet rehberim olan şeriatıma tâbi olun. Bu, doğru yoldur; yani sizi kendisine davet ettiğim bu şey, dosdoğru bir yoldur." (24)

    Bu âyetlerin devamında da:

    "Sakın şeytan sizi yoldan çevirmesin. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır."

    "İsa, açık delillerle geldiği zaman demişti ki: "Ben size hikmet getirdim ve ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını size açıklamak için geldim. Öyleyse Allah'tan korkun ve bana itaat edin. İşte bu, doğru yoldur."

    Ama aralarından çıkan gruplar, ihtilafa düştüler. Acı bir günün azabı karşısında vay o zulmedenlerin hâline!

    Onlar farkında değillerken kıyamet gününün kendilerine ansızın gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar?"(25)



    İSA ALEYHİSSELAM’IN GELİŞİ İLE İLGİLİ BAZI SORULARA CEVAPLAR

    Soru 1:Bu bir Hıristiyanlık inancıdır. Mü'minler âhir zamanda İsa Aleyhisselâm'ın geleceğine inanmakla onlara destek vermiş oluyorlar.

    Cevap 1: Gerek İslâm inanç sisteminde, gerekse fert bazında bir mü'min hiçbir zaman, tahrif edilmiş bir dine destek olsun diye bir şeye inanmaz. İslâm dini haricinde kalan tahrif edilmiş ve sonradan ayrı ayrı isimler konulmuş olan dinler ile İslâm dini asıl olarak aynı kaynaktan gelmektedir.

    Gerçekte Musa Aleyhisselâm'ın ve İsa Aleyhisselâm'ın getirdiği dinler İslâm dininin tâ kendisi idi. Sonradan insanlar tarafından bozuldular, tahrif edildiler, içlerine farklı zararlı şeyler sokuldu. Özde kaynak tek olduğu için, İslâm dini ile onların bazı ortak noktalarda buluşmalarından doğal ne olabilir? İsa Aleyhisselâm'ın âhir zamanda zuhur edeceği hakikatine, bu sahte din mensupları da inanıyor diye biz inancımızdan vaz mı geçeceğiz? Zina ve kürtaj gibi konuları İslâm dini yasaklamış; bunlar onlarda da yasak diye biz kendi inancımızdan vaz mı geçelim?

    Soru 2:İsa Aleyhisselâm vefat etmiştir. Vefat eden birinin tekrar dünyaya gelmesi mümkün olmayıp, Sünnetullaha aykırıdır.

    Cevap 2: İsa Aleyhisselâm'ın durumu, diğer peygamberlerden farklılık arz etmektedir. Öncelikle babasız dünyaya gelerek, farklılığı en açık bir biçimde ortaya çıkmıştır. Onu babasız dünyaya getiren kudret, vefatından sonra tekrar dünyaya getirme gücüne de sahiptir. Kaldı ki, İsa Aleyhisselâm öldürülmeden göklere kaldırılmıştır. Dünyaya gelme sebeplerinden biri de her insan gibi vefat ederek, "her canlı ölümü tadacaktır" âyet–i kerîmesinin sırrına ermektir.

    Soru 3 :Hz. Muhammed Sallu Aleyhi ve Sellem son peygamber ve bir daha peygamber gelmeyeceği açık olduğu hâlde İsa Aleyhisselâm'ın gelişi nasıl izah edilebilir?

    Cevap 3: İsa Aleyhisselâm yeni bir din ve şeriatla gelmeyecektir. Son peygambere tâbi olacak, onun şeriatı ile amel edecektir. "Bir daha peygamber gelmeyecek" ifadesi, yeni bir din ve o dini temsil eden bir peygamber gelmeyecek anlamındadır. İsa Aleyhisselâm daha önce gelmiş ve ilâhî takdir gereği göklere kaldırılmış bir peygamberdir. O, ne yeni bir peygamberdir, ne de yeni bir din getirecektir.

    Netice itibariyle denilebilir ki:

    Âyet–i kerîmelerde İsa Aleyhisselâm'ın âhir zamanda geleceği işaretle bildirilmiştir. Ayrıca hadis–i şeriflerde de açıkça bildirilmiştir ki, İsa Aleyhisselâm dünyaya inecektir. Sonra gelen müçtehit İslâm âlimleri, evliya, İslâm dininin önderleri ve öncülerinin kahir çoğunluğu, "İsa Aleyhisselâm âhir zamanda zuhur edecek" demişlerdir. Bunu kendi kafalarından uydurmamışlar; bilakis bahsi geçen âyet–i kerimelere ve hadis–i şeriflere dayanarak konuşmuşlardır. Bütün bu açıklamalara ve izâhata rağmen, bir kısım kendini beğenmiş sözde ilim ehli, "İsa Aleyhisselâm gelmeyecek" diyor. Onlara sorulacak bir soru ile konuyu kapatalım: İsa Aleyhisselâm'ın zuhuru ile ilgili yukarıda yazdığımız üzere ittifak oluşmuştur. Bu, çok akıllı geçinen adamlara (hâşâ) yeni bir vahiy mi geldi de, "İsa Aleyhisselâm gelmeyecek" diye hüküm veriyorlar?!



    DUMAN’IN ÇIKIŞI

    Kur'an–ı Kerîm de açıkça zikredilen alâmetlerden biri de "Duman"dır. Kıyamete yakın çıkacağı bildirilen Duman, kâfirlere azap olarak gelecektir.

    Kur'an'da zikredilen Duman için iki farklı görüş ortaya sürülmüştür. Bunlardan birincisine göre; bahsi geçen âyet–i kerîmenin işaret ettiği hâdise, Resûlullah Sallu Aleyhi ve Sellem zamanında yaşanmış, Kureyş kâfirleri ile Resûlullah arasında meydana gelmiştir. Diğer görüş, bizim de katıldığımız ve ekser ulemânın dile getirdiği görüştür. Bu görüşe değinmeden önce, söz konusu âyet–i kerîmenin başı ve sonuyla olan bütünlüğüne dikkat çekelim:

    "Fakat onlar, şüphe içinde eğlenip duruyorlar." (26)

    Onlardan kasıt inanmayan, kâfirler ve müşriklerdir. Onlar her zaman korku, panik ve şüphe içinde oldukları için, Rabbimiz de onları uyarıyor. İşte böyle panik hâlinde oldukları bir zamanda Duman onların üzerine inecektir:

    "Şimdi sen, göğün insanları bürüyecek açık bir duman çıkaracağı günü gözetle. Bu, elem verici bir azaptır." (27)

    Hz. Ali'den şöyle nakledilmiştir: "Bu, kıyametten önce gökten inecek bir dumandır. Kâfirlerin kulaklarına girecektir. Her birinin sarhoş olmuş gibi başı dönecektir. Mü'mine de ondan zükâm (nezle) gibi bir hâl gelecektir. Bütün yeryüzü, içinde ocak yakılmış, bacasız bir eve dönecektir. (28)

    Bu alâmetin zuhuru, kıyamet kopmadan önce, hatta güneş batıdan doğmadan önce meydana gelecektir. Bu konuda Tefsir–i Kebir'in sahibi der ki: "Bu alâmetlerin zuhuru, mükellefiyetin sona ermediği bir zamanda meydana gelir. İnsanlar çok korkup, yalvarıp yakarırlar. Bu hâdise kalkınca da küfür ve günahlarına geri dönerler..." (29)

    Âyet–i kerîmede:

    "(İşte o zaman insanlar) Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Doğrusu biz artık inanıyoruz (derler)." (30)

    Rabbimiz azabını kaldırır kaldırmasına; fakat ne yazık ki, yine eski durumlarına geri dönerler.

    Bunun çok açık ve net bir örneğini, 17 Ağustos Marmara depreminde gördük. Deprem sabahı camiler tarihlerinin en kalabalık cemaatlerini gördüler. Bu durum, bir ay kadar böyle devam etti. Vakit namazlarında camiler tamamen doldu. On beşinci günden sonra azalmaya başladı. Çok sürmedi; bir buçuk, iki ay sonra camiler yine eski boş hallerini almıştı.
    Konu SiNa tarafından (28.03.2010 Saat 13:08 ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    safaha
    Gast

    Standart

    Alıntı MAHMUDHOCA Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    "(İşte o zaman insanlar) Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Doğrusu biz artık inanıyoruz (derler)." (30)

    Rabbimiz azabını kaldırır kaldırmasına; fakat ne yazık ki, yine eski durumlarına geri dönerler.

    Bunun çok açık ve net bir örneğini, 17 Ağustos Marmara depreminde gördük. Deprem sabahı camiler tarihlerinin en kalabalık cemaatlerini gördüler. Bu durum, bir ay kadar böyle devam etti. Vakit namazlarında camiler tamamen doldu. On beşinci günden sonra azalmaya başladı. Çok sürmedi; bir buçuk, iki ay sonra camiler yine eski boş hallerini almıştı.
    Allahu Teala razı olsun!

    Çok değerli bilgiler, kıyamet alametleri bir bir çıkıyor... doğrudur.
    Burada verilen örnekte doğru, gerçektende Depremle beraber örtünüpte bir müddet sonra korku tesiri geştikten sonra açılan tanıdıklar biliyorum Türkiyede.
    Rabbimiz gerçekten uyanmayı ve dirilmeyi nasib eylesin ümmeti Muhammede ( aleyhi ve sellem)

  3. #3
    Istikamet Özel Üye SiNa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    10.02.2009
    Bulunduğu yer
    KOCAELİ
    Mesajlar
    10.407
    Blog Girişleri
    4

    Standart

    1–Ye'cüc ve Me'cüc'ün ortaya çıkması,

    2–Dabbetü'l–arz'ın çıkışı,


    3–Duman'ın çıkışı,

    3–İsa Aleyhisselâm'ın zuhuru.

    küçük alametlerin çoğu çıktı ,büyükleride yakındır.....
    Mevla son ana kadar imanımızı koruyabilmeyi nasib etsin

+ Konuya Cevap Yaz

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok