+ Konuya Cevap Yaz
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 ve 2

Konu: VEDA HUTBESİ

  1. #1

    Standart VEDA HUTBESİ

    Veda hutbesi, Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin, hicri 10. yılda yaptığı Veda Haccı'nda sayıları 114 bini bulan hacıya hitaben okuduğu hutbedir. Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz bu son hutbesinde, bundan sonra bir daha hac edemeyeceğini bildirip vefatının yaklaştığını ima ettiği, sonraki gelen günler de O’nun bu sözlerini doğruladığı için bu hacca Veda Haccı, bu hac esnasında okuduğu hutbeye de Veda Hutbesi adı verilmiştir. Veda Hutbesi her ne kadar tek bir hutbe imiş gibi kabul edilmekteyse de, gerçekte bu hutbe, Arafat'ta, Mina'da ve bir gün sonra yine Mina'da olmak üzere arife günü ile bayramın birinci ve ikinci günlerinde parça parça okunmuştur.
    Değişik yer ve zamanda okunduğu için de hutbe, birçok kişi tarafından birbirinden farklı şekillerde rivayet edilmiş; kişinin ya da gurubun duyduğunu diğerleri işitmediğinden, hutbenin tamamının bir araya toplanmasında bu farklı rivayetlerden yararlanılmış ve daha sonraki yıllarda bu üç ayrı yer ve zamanda okunan hutbe tek bir hutbe olarak bir araya getirilmiştir. Binaenaleyh biz de, bu rivayetleri bir araya getirip, onların içinde değişik lafızlarla nakledilmiş olanları çıkarıp, Veda Hutbesinin özünü teşkil eden kısımları aldık.
    Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin bu son haccından bir yıl önce nazil olan Tevbe sûresinde, müşriklerin pis olduğu ve bu yıldan sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmamaları emredildiği için, Veda Haccı'nda Mekke'de sadece Müslümanlar vardı. Hutbeyi de yalnızca Müslümanlar dinlemişti. Zaten Mekke'nin fethinden sonra müşriklerin sayısı parmakla sayılacak kadar azalmıştı. Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz, Medine'den kendisiyle birlikte yola çıkan yüz bin civarındaki ashabıyla Mekke'ye haccetmek için geldiklerinde bir yıl önceki uyarı sebebiyle Mekke'de müşrik kalmamıştı. Çoğunluk Müslüman olurken Mekke'yi terk edenler de vardı. Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz haccın bütün erkânını bizzat kendisi yaparak Müslümanlara öğretmiş, İslâm'ın hac konusundaki emirleri de böylece tamamlanmıştı. İslâm'ın tamamlandığını bildiren bazı ayet-i kerimeler de bu Veda Haccı'nda nazil olmuştur.
    Arafat'ta yüz binin üzerindeki hacıya hitaben bir hutbe okuyan Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz, sesinin bütün hacılar tarafından işitilmesi için belli mesafelerde gür sesli sahabelerden bazılarını görevlendirdi. Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin sözlerini tekrar eden bu kişiler hutbenin bütün hacılar tarafından duyulmasını sağlıyorlardı. Devesi Kusva'nın sırtında olduğu halde Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şu hutbeyi okudu:

    Bismillâhirrahmanirrahim.
    Hamd-ü sena sadece ALLAH Teâlâ’ya layıktır. Biz de O'na hamd ederiz. O'ndan yardım dileriz. Bizi affetmesini niyaz ederiz. O'na tevbe ederiz. Nefislerimizin şerlerinden, yaptıklarımızın kötülüklerinden ALLAH Teâlâ’ya sığınırız. Hidayete gideceklerini bildiği için ALLAH Teâlâ’nın hidayete erdirdiğini, hiçbir kimse saptıramaz. Yine sapacağını bildiği için saptırdığını da hiçbir kimse hidayete erdiremez. ALLAH Teâlâ’dan başka hiçbir ilâh olmadığına, ALLAH Teâlâ’nın birliğine ve ALLAH Teâlâ’nın kulu ve peygamberi olduğuma şahadet ederim.
    Ey ALLAH'ın kulları! Sizlere ALLAH Teâlâ’dan korkmayı tavsiye ederim. Sizleri ALLAH Teâlâ’ya itaat etmeye teşvik ederim. Böylece en hayırlı şeyle başlamış olurum.
    Bundan sonra:
    Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyin. Sizleri aydınlatayım. Hac usullerini benden öğrenin! Muhakkak olarak bilmiyorum, belki bu seneden sonra bir daha sizinle burada buluşamayacağım. Bu nasihatlerimi, burada bulunan, bulunmayana ulaştırsın.
    Ey insanlar! Bugünün hangi gün olduğunu, bu ayın hangi ay olduğunu, bu beldenin hangi belde olduğunu biliyor musunuz? Orada bulunan sahabe: "Bu belde mukaddes bir belde, bu ay mukaddes bir ay, bugün de mukaddes bir gündür" diye cevap verdiler.
    Ey insanlar! Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ve bu beldeniz Mekke de nasıl mukaddes bir belde ise Rabbinize kavuşuncaya kadar canlarınız, mallarınız da öylece mukaddestir ve birbirinize haramdır. Acaba, hakkıyla vazifemi tebliğ ettim mi? Şahit ol ya Rab!
    Ey insanlar! Bilin ki herkes cinayetinden bizzat kendisi sorumludur. Cinayet işleyen kendine karşı cinayet işlemiş sayılır. Hiçbir babanın cinayetinden oğlu sorumlu tutulmaz. Binaenaleyh çocuk babasına karşı cinayet işlemesin. Baba da çocuğuna karşı cinayet işlemesin. Haberiniz olsun ki! Müslüman, müslümanın kardeşidir.
    Ey insanlar! Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Borç mutlaka yerine verilecek, ödenecek; kiralanan şey de sahibine iade edilecektir. Kefil tazminatla mükelleftir. Cahiliyet devrine ait her çeşit faiz kaldırılmıştır. İlk kaldırdığım faiz Abdülmuttalib’in oğlu Amcam Abbas'ın faizi idi. Fakat sizin için esas anaparayı alma hakkı vardır. Böylece ne kimseye zulmetmiş olursunuz, ne de zulmedilmiş olursunuz. ALLAH Teâlâ, faiz yoktur diye hükmetti. İyi bilin ki cahiliyet adetlerinden her şey şu iki ayağımın altındadır.
    Ey ashabım! Cahiliyet devrinde güdülen kan davaları da kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası; Abdülmuttalib’in torunu Rabiatü'l-Haris'in oğlu Amir'in kan davasıdır. Cahiliyet devrinden kalan bütün örf ve adetler kaldırılmıştır. Ancak Kâbe’ye dair hizmet işleri ve hacca gelenlere su vermek adetleri bakidir. Kasıtla öldüren kısas edilecektir. Sopa ve taşla öldürülen ise kasten öldürülmüşe benzer. Sopa ve taşla öldürülenin yüz deve diyet hakkı vardır; Bunu arttıran, cahiliyet devrinin insanı gibidir. Zulmetmeyiniz, zulmetmeyiniz, zulme uğramayınız!
    Ey insanlar! Artık şeytan bu topraklarınızda kendisine tapılmaktan ümidini kesmiştir. Fakat tapılmaktan hariç basit gördüğünüz amellerinizle şeytana uymanız onu memnun kılacaktır. Dininizi muhafaza hususunda ondan çok sakınınız.
    Ey insanlar! Kadınların haklarına riayet etmenizi ve bu hususta ALLAH Teâlâ’dan korkmanızı tavsiye ederim. Çünkü onlar, emriniz altındadır. Sizin üzerinizde kadınlarınızın ve kadınlarınız üzerinde de sizin karşılıklı haklarınız vardır. Kadınlarınızın üzerinde olan sizin haklarınız şunlardır: Kadınlarınızın: Aile yatağında sizden başka hiçbir kimseyi ayak bastırmamaları, izniniz olmadan sevmediğiniz hiçbir kimseyi evlerinize almamaları, fuhuş ve rezaletle bulunmamalarıdır. Şayet kadınlar bu yasaklananlardan birini yaparlarsa, ALLAH Teâlâ, siz erkeklere kadınları hafif bir şekilde dövmenize, onları yataklarında yalnız bırakmanıza ve evlenmelerine mani olmanıza izin vermiştir. Şayet kadınlar bu fena hallerinden vazgeçip size itaatte bulunurlarsa, üzerinizde onların hakkı şudur: Kadınlarınızın rızkını ve mutad olan giyim eşyasını temin etmektir. Kadınlar sizin yanınızda yardımcılardır. Bir şeye malik değillerdir. Siz kadınları ALLAH Teâlâ’nın emaneti olarak aldınız. Onları ALLAH Teâlâ’nın emriyle kendilerinize hanım edindiniz. Kadınlar hakkında ALLAH Teâlâ’dan korkun, onlara karşı merhametli davranın, hayrı tavsiye edin. Hiçbir kadın erkeğinin izni olmaksızın evinden bir şey harcayamaz. Ashaptan bazıları yemek de mi veremez? deyince, Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurdu: Yemek insanların en üstün malıdır. Vazifemi tebliğ ettim mi? Şahit ol ya Rab.
    Ey insanlar! Müminler ancak kardeştir. Bir müslümana, müslüman kardeşinin malından hiçbir şey helal değildir. Ancak isteyerek verdiği helâldir. Haksızlık da yapmayın. Haksızlığa boyun da eğmeyin.
    Ey ashabım! Nefsinize de zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır. Vazifemi tebliğ ettim mi? Şahit ol ya Rab.
    Ey ashabım! Benden sonra kâfirler gibi olmayın. Birbirinizin boynunu vurmayın. Ben sizlere ALLAH Teâlâ’nın Kitabını ve Peygamberinin sünnetini bıraktım. Onlara sarıldığınız müddetçe asla doğru yoldan şaşmayacaksınız. Vazifemi tebliğ ettim mi? Şahit ol Ya Rab.
    Ey İnsanlar! Rabbiniz birdir. Hepiniz Hz.Âdem (A.S.)ın çocuklarısınız. Hz. Âdem (A.S.) ise topraktandır. ALLAH Teâlâ katında en hayırlı ve kıymetli olanınız, ondan en çok korkanınızdır. Şüphesiz ki ALLAH Teâlâ çok iyi bilen ve her şeyden haberdar olandır. İyi bilin ki, Arab'ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap olana, sarı ırktan olanların zencilere, zencilerin de sarı ırktan olanlara üstünlüğü ancak ALLAH Teâlâ’dan korkmakladır. Vazifemi tebliğ ettim mi? Şahit ol Ya Rab.
    Ey insanlar! ALLAH Teâlâ’dan korkun, halife olarak başınıza burnu, kulağı kesik bir köle dahi seçilmiş olsa ALLAH Teâlâ’nın kitabıyla hükmettiği müddetçe onu dinleyin ve ona itaat edin.
    İnsanlar! ALLAH Teâlâ’dan korkun, beş vakit namazınızı kılın. Ramazan ayındaki oruçlarınızı tutun. Mallarınızın zekâtını verin, amirlerinize itaat edin ki Rabbinizin cennetine giresiniz.
    Ey insanlar! Ben hepinizden önce Kevser Havzına varacağım. Sizin çokluğunuzla diğer milletlere iftihar edeceğim. Benim yüzümü karartmayın. Ben birtakım insanları kurtaracağım. Bir takımları da benim kendilerini kurtarmamı isteyecekler. Ben Ya Rab! Ashabım, ashabcıklarım diyeceğim. ALLAH Teâlâ da: "Senden sonra, onların neler yaptığını, sen bilmezsin" buyuracak.
    Ey insanlar! Cenab-ı Hak, her hak sahibine hakkını vermiştir. Her varisin, miras malından olan nasibini beyan etmiştir. Artık varise vasiyet etmek caiz değildir. Varisin dışında olanlara vasiyet ise, miras malının sadece üçte bir miktarına kadar caizdir. Çocuk kimin döşeğinde doğmuş ise ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Bunların hesapları ise ALLAH Teâlâ'ya aittir. Babasından başkasını baba edinen veya efendisinden başkasını efendi edinene ALLAH Teâlâ, melekler ve bütün insanlar lanet ederler. Böyle bir kişiden ne mal, ne de can fedakârlığı kabul edilmez.
    Ey insanlar! Aşırı gitmekten sakının. Geçmiş ümmetlerin mahvolmalarının sebebi dinde aşırı gitmeleriydi.
    Ey insanlar! Yarın beni sizden soracaklar. Ne diyeceksiniz? Risaletimi tebliğ ettim mi? İlahi vazifemi yaptım mı? Bütün Ashab-ı Kiram:
    —Evet, yemin ederiz, ALLAH Teâlâ’nın risaletini tebliğ ettin, vazifeni yaptın. Bize vasiyet ve nasihatte bulundun. Böylece şahadette bulunuruz" dediler. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Efendimiz mübarek şahadet parmağını göğe kaldırarak, sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek:
    - Şahit ol Ya Rab! Şahit ol Ya Rab! Şahit ol Ya Rab!
    Sonra Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz uzunca deccal’ı anlattı, nihayet şöyle buyurdu:
    ALLAH Teâlâ’nın gönderdiği her Peygamber ümmetini bu deccal ile korkuttu. Nuh ve ondan sonra gelen Peygamberler de bu deccal ile ümmetlerini korkuttular. Deccal sizin devrinizde çıkacak. Şayet Deccal'ın alâmetlerinden bir kısmını bilmiyorsanız, Rabbinizi de bilmiyor değilsiniz. Sizce malûmdur ki, Rabbinizin bir gözü kör değildir. Hâlbuki Deccal'ın bir gözü kördür. Onun kör olan gözü üzüm tanesi gibi dışarı sarkıktır. Dikkat ediniz! Şu dört şeyi kesinlikle yapmayacaksınız: ALLAH Teâlâ’ya hiç bir şeyi ortak koşmayacaksınız. ALLAH Teâlâ’nın haram ve dokunulmaz kıldığı canı, haksız yere öldürmeyeceksiniz. Zina etmeyeceksiniz. Hırsızlık yapmayacaksınız. İnsanlar, La İlahe İllALLAH deyinceye kadar onlarla cihat etmek üzere emrolundum. Onlar bunu söyledikleri zaman kanlarını ve mallarını korumuş olurlar. Hesapları ise, ALLAH Teâlâ’ya aittir. ALLAH Teâlâ’nın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
    İşte veda hutbesi... Kemâl ifadesi... Son Resûlün genel anlamda son nefesi... Alıcı bulunursa, Arafat semasında saklıdır O'nun sesi... Veda hutbesi... Son Peygamberin tüm insanlığa son tavsiyesi... Dünyayı değiştiren sesi. İslâm'ın bir başka şeref abidesi... İnsan hakları beyannamesi...
    Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz güneş batıncaya kadar vakfede durdu. Tam buradan inmeye karar vereceği bir anda Mâide suresinin üçüncü âyeti:
    “Bu gün dininizi ikmal ettim. Size verdiğim nimetleri tamamladım ve size din olarak İslamiyeti beğendim.” nazil oldu. Daha sonra devesine binen Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz yavaş adımlarla Arafat'tan inerek Müzdelife'ye geldi. Burada bir ezan iki kamet ile akşam ve yatsı namazlarını birleştirerek kıldı. Ve istirahata çekildi. Sabah olunca cemaatle birlikte sabah namazını kıldı ve ortalık iyice ağardıktan sonra Müzdelife'den Cemretü'l-Akabe mevkiine geldi. Şeytanı taşladıktan sonra Mina'ya geçen Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz burada da Veda Hutbesinin diğer bölümünü okudu. ALLAH Teâlâ’ya hamd ü senadan sonra devamla:
    - Ey insanlar! Sizi ALLAH Teâlâ’nın kitabına bağlayan peygamberinizin sözlerini iyi dinleyiniz, O’na itaat ediniz. Hac ibadetinizin bütün hareketlerini benden gördüğünüz gibi ifa ediniz. Öyle sanıyorum ki, ben bu seneden sonra bir daha haccedemem. Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz bundan sonra halkla sorulu cevaplı sürdürdü hutbesini:
    Ey insanlar! Mukaddes ayların yerlerini değiştirip ertelemek inkârcılıkta gerçekten ileri gitmektir. Kâfirler böylece sapıyorlar. ALLAH Teâlâ’nın haram kıldığı ayların sayısına uydurmak için, onu bir yıl haram, bir yıl helal sayıyorlar. Böylece ALLAH Teâlâ’nın haram kıldığını helal kılıyorlar. Zaman ALLAH Teâlâ’nın gökleri ve yeri yarattığı günden bu yana aynı şekilde devam ediyor. Hakikatte ALLAH Teâlâ katında ayların sayısı gökleri ve yeri yarattığı günden beri on iki aydır. Bu hakikat ALLAH Teâlâ’nın kitabında mevcuttur. Bu aylardan dördü mukaddes aylardır. Bunlardan üçü birbirini takip ederler. Biri tekdir. Birbirini takip edenler Zilkade, Zilhicce ve Muharrem'dir. Cemaziyelahir ile Şaban arasında bulunan Receb ayı ise tek olan mukaddes aydır.
    - Ey mü'minler! Bu ay hangi aydır?"
    - ALLAH Teâlâ ve Resûlü daha iyi bilir.
    - "Zilhicce ayı değil midir?"
    - Evet Zilhiccedir.
    - "Bu içinde bulunduğumuz belde hangi beldedir?"
    - ALLAH Teâlâ ve Resûlü daha iyi bilir.
    - "Mekke şehri değil midir?"
    - Evet Mekke'dir. "Bugün hangi gündür?"
    - ALLAH Teâlâ ve Resûlü daha iyi bilir.
    - 'Yevmü'n-nahr, kurban kesme günü değil midir?"
    - Evet yevmünnahr'dır.
    Bu karşılıklı konuşmadan sonra Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz sahabelere dönerek:
    — Şu halde iyi bilin ki; bu şehrinizde, bu beldenizde, bu gününüzün mukaddes haram olduğu gibi birbirinize kanlarınızı dökmek, mallarınızı haksız yere almak, namuslarınızı kirletmek de haramdır, her türlü saldırıdan masumdur.
    —Ey Ashabım muhakkak ki, siz yarın Rabbinize kavuşacaksınız, o zaman bütün bu işlerden ve bugünkü her hâl ve hareketinizden sorulacaksınız.
    Ey insanlar! Aklınızı başınıza alın da sakın benden sonra birbirinizin boynunu vuracak şekilde dalâlete, vahşete düşerek cahiliye devrine dönmeyin. Ey İnsanlar! Bu nasihatlerime kulak verip bunları burada hazır bulunanlarınız burada bulunmayanlara tebliğ etsin. Olabilir ki, kendisine tebliğ edilen kimse burada bulunup işiten bir kısım kimseden daha iyi anlayıp bellemiş olur. Ardından Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz iki kez:
    - 'Tebliğ ettim mi?" buyurdu. Sahabîler:
    — Evet ettin, deyince, O:
    —Şahit ol Ya Rab!"dedi ve tekrar hatırlattı: "Burada bulunanlar bulunmayanlara tebliğ etsin."

    Muhterem okuyucu!
    Gelin beraber çözelim Veda Hutbesinin son cümlesini:
    — Tebliğ ettim mi?
    — Şahit ol ya Rab! Şahit ol ya Rab! Şahit ol ya Rab!"
    Bu sözler; ALLAH Resulü’nün, Peygamberlik hesabını verişiydi. Çünkü O da sorumlu bir kişiydi.
    "Andolsun ki, kendilerine peygamber gönderilenlere soracağız, peygamberlere de soracağız!" ALLAH Teâlâ'dan başka herkes için değişmeyen son: Sorumluluk! Sorumlulukta yüz aklığı; ne mutluluk! Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, yüz binlerin evet "tebliğ ettin!" şahadetiyle gitti Rabbisine... Ya biz Müslümanlar, ya bizler nasıl çıkacağız ALLAH katına? Düşünceler düşüncesi; bu muammayı çözmesi! Haydi Müslümanlar! İşte meseleler meselesi! Bence bu noktada düğümlenir ve çözülür Veda Hutbesi...
    Veda hutbesinin okunduğu gün, İslâmiyetin bütün kudretiyle, bütün ihtişamıyla bütün dünyaya hitap edildiği ve cahiliyet devrinin bütün hurafelerinin kaldırıldığı büyük bir gündür. Esasen, İslâmiyet’in şirki temizlemek hususundaki kesin kararı karşısında bütün Arap kabileleri Müslüman oldular. İslâmiyet’in nuru her tarafa yayıldı. Din kemale erdi. İslâm talimatının esaslarını, İslâm ahlâkının temellerini, umumi bir kongre huzurunda bir büyük cemaate, İslâm ülkelerinin her tarafından gelen delegelere ilân ederek cihanı aydınlatmak gerekiyordu. Bunun için de, Hacdan daha münasip bir zaman ve mekân olamazdı. Zaten Haccın en büyük hikmeti de bu idi. Burada hiçbir zaman heva ve hevesinden bir şey söylemeyen, insanlığın en son ve en büyük önderi, cahiliyetle ilgili her şeyi çiğniyorum, demişti.
    Bu tarihî hutbe, insanoğlunun beşer hukuku konusunda 20. asırda ancak ulaşabildiği seviyenin de üstünde bir insan hakları anlayışı, sosyal ve ekonomik bazı esaslar koymuştur. Bilindiği gibi, insanlığın yükselmesine karşı duran en çetin engelden biri, insan topluluklarının birbirinden ayrı, birbirinden ayrıcalıklı sınıflara ayrılmış olmasıdır. Asırlarca sonra 1776 Amerikan ve 1789 Fransız insan hakları beyannamelerinden çok daha somut ve bütünleşmiş bir biçimde ahlâk kurallarının bile çiğnendiği ikinci Dünya Savaşından sonra, Birleşmiş Milletler 10 Aralık 1948 tarihinde toplanan Paris Kongresi'nde teşkilâta üye 8 devletin çekimser kaldığı, 48 devletin de olumlu oy kullandığı tasarı 30 madde ve bir girişten ibaret olup, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi adını taşır.
    Bu beyannamelerin ilkinden 1144 yıl Önce “Ey İnsanlar!" hitabıyla bütün beşeriyete hitabeden bütün insanların ve cinlerin Peygamberi, Veda hutbesiyle karanlık devrin kapandığını, köhne ve yıkılmış olduğunu haber vermiştir. Bu, büyük bir inkılâptır. Gerçekten hutbe muhteva olarak çok ehemmiyetlidir. Zira ciddi meselelere temas etmekte, o güne kadar ele alınmamış olan cahiliyet devrine ait birçok uygulamalara son verilmektedir. Kan davasının, faizin kesinlikle kaldırılması, karı-koca arasındaki hukukun açıklanması, nesî (ayları tehir etme, değiştirme) takviminin kaldırılması, hac menâsikinin tespiti vs. hepsine bu hutbede yer verilir. Günümüz müelliflerinden bazıları Veda Hutbesi'ni İslâm'ın "insan hakları" veya "kadın hakları" beyannamesi olarak değerlendirir. Gerçekten de insanların "mal, can, ırz" dokunulmazlığının teyidi tarihte ilk defa cereyan eden bir vakıadır. 20. asırda Birleşmiş Milletlerce benimsenen insan hakları beyannamesi, hep kâğıt üzerinde kalmıştır ve öyle olmaya devam edecektir. Burada ise âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin tebliği olarak vicdanlara, ruhlara, akıl ve fikirlere nakşolma söz konusudur. İnsanlık, müslümanların en şaşaalı, en güçlü devirlerinde bile, dili, dinî, rengi ne olursa olsun İslâm topraklarında kanından, malından, ırzından emin olmuş, hürriyet içinde yaşamıştır. Avrupalıların hâkimiyet kurdukları yerlerde öldürüle öldürüle nesli tüketilen, terör ve yasaklarla dili, dini unutturulan kavimlerin, yeryüzünden tamamen silinen medeniyetlerin sayısı çoktur.
    Veda Hutbesi, yirmi üç yıl boyunca tebliğ edilen yeni dinin esaslarını ihtiva etmesi bakımından üzerinde önemle durulması gerekmektedir. Burada, bütün cahiliyet âdetleri ayaklar altına alınıp çiğnenmiş ve reddedilmiş, fakat getirilen esaslar da insanlığa yepyeni bir ufuk açmıştır.
    İslâmiyetin ortaya çıkıp kısa bir müddet zarfında geniş çapta yayılmasının asıl sebebi: O’nun insan fıtrat ve aklına uygunluğu kadar, tebliğ edilen emir veya yasakların evvelâ bizzat Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz ve yakınları tarafından tatbik edilmesidir. Namaz kılınacak, oruç tutulacak, harbe gidilecek, fakirlere yardım edilecek… Hepsinde önde ve bütün hâl ve hareketleriyle tam bir önder!

  2. #2
    İSTİKAMET GÜVENLİK ARAL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    26.12.2007
    Bulunduğu yer
    İSTANBUL
    Mesajlar
    10.137

    Standart

    Paylaşım için Rabbim Razı olsun kardeşim...

+ Konuya Cevap Yaz

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok